Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sosyal ortam nasıldır?

1,605 gösterim
7 Kasım 2012 misafir sordu
7 Kasım 2012 düzenledi

1 cevap

0 oy
12 Kasım 2012 misafir cevapladı
1920'lerde Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sosyal ortam nasıldı - 1920 yıllarında sosyal ortam - 1920 Cumhuriyetin ilk yıllarında sosyal ortam

Kişiler arasındaki sosyal iletişim fazlaydı denebilir çünkü komşuluk ilişkileri daha güçlüydü Mesela şuan televizyonlar çok yaygın şimdi akşam oluyor herkes televizyon izliyor kesinlikle bir sosyalik olmuyor iletişim olmuyor 20 li yıllarda televizyon falan olmadığı için herkes bi arada toplanıp konuşurdu

Cumhuriyet Öncesi Dönem
Türkiye’de devletin sosyal hayata müdahalesinin Cumhuriyet dönemi ile başlatmak bazı eksiklikler doğuracağından,Cumhuriyet öncesi dönemdeki sosyal nitelikli önlemlere ve bu mahiyetteki kanunlara kısaca değinmek uygun görülmüştür
Küçük sınıfların zayıflaması,bunların mesleki organizasyonları olan Loncaları da etkilemiş ve 19yüzyılın ortalarına doğru Türk sanayiinin modern esaslar dairesinde gelişebilmesi için siyasi ve ekonomik şartların uygun olmadığı bir dönemde Mecelle ile ortadan kaldırılmaları ile sonuçlanmıştır 1860’da kabul edilen Mecelle,çalışma ilişkilerini düzenleyici ilk yasa niteliğine sahip olmak bakımından önemlidir Bu dönemde çalışma hayatı ile ilgili çeşitli mesleklere uygulanmak üzere bazı yasalar ve tüzükler çıkarılmasına rağmen,hepsinde de iş ilişkilerinin düzenlenmesinde Mecelle’de olduğu bireyci görüş egemen olmuştur
1869 yılında çıkarılan “Maadin Nizamnamesi”ile maden ocaklarında çalışanların sağlık ve güvenliği ile ilgili önlemler getirildiği görülmektedir Bu nizamnameyi sosyal güvenlik alanındaki ilk devlet müdahalesi olarak kabul etmek mümkündür
I Meşrutiyet ve bunu izleyen dönemde sınırlı ve dolaylı bazı yasalaştırma girişimleri yapılmış olmakla birlikte,IIMeşrutiyet dönemine kadar maden işçilerini korumaya yönelik faaliyetler dışında bir devlet müdahalesine rastlanılmamaktadır Meşrutiyetin ilanından sonra Fransız Devrimi ile gelen siyasi akımlar,zaman zaman sosyal hareketlerle de birleşerek bu devrin işçi hareketini oluşturmuştur
IIMeşrutiyetin ilanı ile ortaya çıkan nispi özgürlük havası içinde,siyasi faktörlerin etkinliği daha fazla artmış ve işçi faaliyetleri hızla artmış,dernek kurma grev hakkı ve hatta 1909’da çıkarılan Cemiyetler Kanunu ile sendika kurma hakları kazanılmıştır
İmparatorluk döneminde asker ve memurlarla sınırlı bazı işyerlerinde çalışanların belirli risklere karşı korunması amacıyla resmi ve özel yardımlaşma sandıkları kurulmuştur Bunlardan 1909 yılında kurulan “Tersane-i Amireye Mensup İşçi Vesairenin Tekaüdiyeleri Hakkında Nizamname”isimli tüzükle kurulmuş olan sandık,işçileri yaşlılık ve malullükten ötür uğrayacakları gelir kayıplarına karşı koruyacak ilk sosyal güvenlik kurumunu teşkil etmektedir

------------------------
1 Kadın Hakları
a) Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını
Atatürk devlet kurumlarında yaptığı çağdaşlaşma hareketini yeterli görmüyordu Çağdaş medeniyet düzeyinin üstüne çıkmak, Türk toplumun yaşantısını, dünyaya bakış şeklini değiştirmeye bağlıydı Bunun için işe aileden başlamak gerekiyordu Ailenin temel direği kadın olduğuna göre, onun eğitilmesi, toplumda aktif bir konuma getirilmesi, gelecek nesillerin inkilâpcı çizgide yetişmelerinin de bir güvencesi olacaktı
Cumhuriyetin devraldığı Türk kadınının statüsü acaba beklenilen görevi yerine getirmeye elverişli miydi? Türk kadını ailede, eğitim kültür ve sosyal hayatın içinde nasıl faal ve üretken bir hale getirilebilirdi? Bu sorulara Atatürk’ün getirdiği çözümü görmeden önce, Cumhuriyet öncesi Türk kadınının statüsüne kısaca bakmakta yarar vardır
Eski Türk toplumunda kadın erkeğe eşit bir varlık olarak saygı görürdü Aile tek evliliğe dayandığı gibi, mülkiyet bakımından da karı koca arasında eşitlik vardı Türklerin islâmiyeti kabul etmelerinden sonra Arap etkisi çoğaldı
İslâmiyet çok eşliliğe izin vermekteydi Erkek karısını istediği zaman boşayabiliyordu Kız çocukları erkek çocuğa göre, ancak yarım hisse miras alabiliyordu Mahkemede bir erkek şahide karşılık iki kadın şahit olması gerekmekteydi Kadın eğitim imkânlarından yoksundur Kafes arkasında, dışa kapalı bir hayat sürdürmekteydi
Batıda başlayan kadın hakları konusundaki gelişmeler, Tanzimat döneminde Osmanlı toplumunda küçük çapta gelişmelere yol açtı 1843’de tıbbiyede ebelik kursları açılmıştır Bunu 1870’de açılan Kız Öğretmen Okulu (Darülmuallimât) takip etti Böylece kadınlar, sınırlı ölçüde ve mütevazı bir şekilde iş hayatına atıldılar Kadın meseleleri ile ilgili kadın dergileri boy gösterdiler Meşrutiyette konu ile ilgili tartışmalar çoğaldı Bunda adetleri önemli ölçüde çoğalmış olan kadın dergi ve derneklerinin rolü vardır (Derneklerin sayısı 40’a, Dergilerin sayısı 27’ye ulaşmıştır)
Bu gelişmelerde Batı etkilerinin yanı sıra, Rusya kökenli Türk fikir adamları ve Türk ocakları da etken oldular Özellikle II Meşrutiyetin getirdiği ortamda çeşitli fikir akımları görüşlerini ortaya koydular Tartışmalar sonunda, mevcut fikir akımlarının hepsi Türk kadınının eğitilmesinde birleşiyorlardı İslâmcılar böylece kadının iyi bir ev hanımı olacağını, Batıcılar ve Türkçüler ise, bunun ev hayatının yanı sıra, kadının sosyal hayata girmesi için de gerekli olduğunu düşünüyorlardı
Bu ortamda oldukça gelişen kız rüştiyelerinin sayısı artmış, öğrencileri özellikle İstanbul’da çoğalmıştır kız idadileri İstanbulla sınırlı olup sayıları ancak beşe ulaşmışıtır Kızlar için meslek eğitimi alanında ebe okulu açılmış, hemşirelik kursları düzenlenmiş, kızların tıp ve eczacılık alanında eğitime başlamaları ise 1922’yi bulmuştur Tıp Fakültesine yedi kız öğrenci kaydolmuştur Kadın eğitimi alanında üzerinde durulması gereken kız öğretmen okullarındaki nisbî gelişmedir 1870’de açılmış olan İstanbul Kız Öğretmen Okulu (Dârülmuallimât) Meşrutiyet döneminde yatılı hale getirildi, yeni bir düzenlemeye tabi kılındı Öğrenci sayısı bine ulaştı İstanbul dışındaki kız öğretmen okullarıyla bu sayı altı bini bulmaktaydı Kız öğretmen okuluna öğretmen yetiştirmek maksatıyla bu okulların yüksek kısmı (Dârülmuallimât-ı Âliye) açıldı Daha sonra 1915’de İnas Dârülfünunu kuruldu
Birinci Dünya harbinde, erkeklerin çoğu askere alınmış, onların bıraktığı boşluğu doldurmak için, kadın memur ve işçiler alındı Kadınlar ordunun geri hizmetlerinde de görev aldılar
Kadınların sosyal hayatta yer etmeğe başlaması üzerine, aile hukukunda düzenleme yapıldı 8 Ekim 1917’de Aile Hukuku Kararnamesi çıkarıldı Buna göre, evlenme ve boşanma devlet iznine bağlanıyordu Evlenme yaşı kadında 17, erkekte 18 olarak düzenleniyordu İkinci evlilik kadının iznine bağlanıyor, bazı şartlarla kadına boşanmak hakkı tanınıyordu Kararname, İstanbul’un işgali esnasında azınlıkların şikâyeti üzerine kaldırıldı
Kısaca özetlenen bu gelişmelerle kadının sosyal hayatta etkin olması için öncü sayılabilecek bazı adımlar atılmıştı Fakat gelişmeler çok sınırlı bir kesimle ilgiliydi İstanbul ve bazı büyük şehirlerde yaşayan kadınlar için geçerliydi İstanbul’da bile kadınlar kocalarıyla lokanta ve gazinolara gidemezler, Tramvaylar ve vapurlarda kadınlara mahsus perde çekili bölmelerde otururlardı Okullarda jimnastik dersleri özel kıyafetle kapalı yerlerde yapılırdı Bir erkek, tanıdığı bir kadına sokakta selâm veremez, durup konuşamazdı
Milli Mücadele başlayınca Türk kadını vatanın kurtuluşu için canla başla çalıştı Önce işgalleri protesto eden, halkı mücadeleye çağıran mitinglerde aktif rol oynadılar Silâhlı direnme hareketleri başlayınca, bazıları cephelere koştular, vuruşmalara katıldılar Bir kısmı cephe gerisi hizmetlerde fedakârca çalıştı Bazıları da kadın cemiyetleri kurup Millî Mücadeleyi var güçleriyle desteklediler Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetinde olduğu gibi Halide Edip, Müfide Ferit gibi, eli kalem tutan kadınlar, coşkulu yazılarla ruhları ateşlediler
...