Atomun keşfediliş hikayesi nasıldır?

35 gösterim
13 Aralık 2012 misafir sordu
14 Aralık 2012 nötrino düzenledi

2 Cevap

0 oy
13 Aralık 2012 Arda Ozdemir cevapladı
Aristoteles'in (M.Ö. 384-322) maddeye bakışı, kendinden önce yaşamış olan filozoflara olan tepkisini ifade eder. O, Empedocles'in düşüncesine katılmış ve her şeyin dört ana maddeden yapıldığını savunmuştur. Bu dört ana madde ateş, su, toprak ve havadır.
Bu dönemi izleyen çağlarda bu düşüncelere bir ilave yapılmadı, ilk kez 19. yüzyılda John Dalton modern atom kavramını ortaya attı. Dalton, kimyasal reaksiyonlarda maddenin tam sayılarla belirlenen oranlarda tepkimeye girdiğini gösterdi ve dolayısıyla, maddelerin atom denen sayılabilir ama bölünemez parçalardan oluştuğunu ifade etti. Buna ek olarak, atomların kütlelerini ortaya koyan bir tablo hazırladı.
J.J. Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900'lü yılların başlarında Ernest Rutherford günümüz atom modelinin temelini teşkil eden yapıyı ortaya koydu: atomun, kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan bir çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan oluşmaktadır. Rutherford çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçacığa proton adını verdi.
1932 yılında James Chadwick nötronu (adı, elektrik yükü 0 olduğundan, yani nötr olduğundan, nötron olmuştur.) buldu ve bu sayede 1935'te Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Daha sonra kuantum teorisi doğrultusunda Niels Bohr, Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun Planck sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti. Bohr'un modelinin üzerinde, daha sonraki deneylerde bulunanlarla örtüşmesi için birçok ekleme ve çıkarma yapıldı. Bohr modelinin "yamalı bohça" lakabını alması bundan ileri modelini yapmıştır.
0 oy
13 Aralık 2012 çalışkan cevapladı
Asal atom, birbirinin etrafında dönen iki zıt hareketten oluşur. Bunlar basit girdaplardır ve bir su sütunu nasıl okyanus üzerinde hareket ederse, onlar da uzayda yer değiştirirler. Bu girdaplara, dış bir tesirle, 'açısal hareket' denilen ikinci bir hareket kazandırılabilir.
Bunun sonucu olarak bir asal atomdan, pek çok farklı atom çeşidi ortaya çıkar: bir üçgen, kare, beş kenarlı, altı kenarlı, v.s. figürler çizerek dönen atomlar oluşur.
Bu atomlar birbirini çekerler ve sembolik bir anlatımla, yörüngelerinin yüzeyleri ile birbirlerine bağlanırlar. Böylece aralarında gruplaşmalar meydana gelir.
Kısaca, Kozmos'da farklı atomlar ortaya çıkıyor ve bir araya gelerek birleşik yapılar teşkil etmeye başlıyorlar.
Bir birleşik yapının hacmi büyüdükçe çekim gücü de artar. Bundan anlaşılacağı üzere, Kozmos'un eğilimi toplanmaya yöneliktir. Oluşan kümeler, aralarında düzenlemelere girişirler; bunun sonucu olarak da, periyodik olarak yeni kuvvetler açığa çıkar.
O halde Kozmos'da, büyük halkaların tesirlerinin yanı sıra, sonsuz sayıda ve çeşitte minik denge merkezlerinden ve bunlar arasındaki reaksiyonların sürekli organizasyonundan bahsetmek mümkündür.
Bu gelişme sürecinde büyük devrelerin söz konusu olduğunu anlamanız gerek; çünkü, her yeni kuvvet, önce bütün Kozmos'u boydan boya kateder. 'Geçilmez Halka'ya rastladığında, zıt yönde geri gönderilir. Ancak başladığı noktaya döndükten sonra devresini tamamlamış olur ve Kozmos'ta sabit bir tesir olarak yerini alır. Bu yeni atomlar, aralarında belli bir koordinasyon oluşuncaya kadar, iyonlarca yıl, ışınların ve çemberlerin sınırları arasında yansıyıp dururlar. Eğer, rastlantısal olarak, iki veya daha fazla atom birbirine paralel olarak hareket etmeye başlarsa, kuvvetleri toplanır ve başka atomları yörüngeleri içine çekerler. Böylece, rastgele yansımalar yerine, düzenli tesir alanları oluşmaya başlar. Kozmos'da yer alan büyük kuvvet hatları ('ışınlar'), yansıyan atomlardan oluşan grupları etkileri altına alarak, kendi yönlerini takip etmeye zorlarlar. Sonuçta düzensiz kuvvetler, kendi teğetsel hareketlerini sürdürmekle birlikte, Kozmos'da büyük akımlar oluşturacak şekilde organize olmaya yönlendirilirler.
Şimdi size garip gelecek olan, ancak okült uygulamalarının temelini teşkil eden bir kavramdan söz etmek istiyorum. Bu öğretilerin başında, 'Uzay hareket etti' dedim. Uzayda bir hareket oluştuğunda, bir akım başlar ve sürtünme olmadığı için bu akım hiç bir zaman durmaz. Kalıcı bir kuvvet ortaya çıkar.
Bu kuvvet başka kuvvetlerle karışabilir ve tesiri göz önüne alındığında artık bağımsız bir birim olarak görülmeyebilir. Ancak, ait olduğu grupla bütünleştiği halde, özgün karakterini daima korur.
Şunu hiç unutmayın: Uzay harekete başlarsa, sürekli akar. Bir örnek olarak, kaleminizi kağıt üzerinde bir inç kadar hareket ettirdiğinizi farz edin. Bu hareket, uzayda, diyelim ki pozitif yönde bir akım başlatır ve hareket negatif nitelikte geri döner. Bu akım artık uzaya katılmıştır. Bir akımın farkında olmak, ona yol açan etkinin de farkında olmak anlamına gelir. Bu ise bellek nosyonunun temelini teşkil eder. Daha önce yapılan bir hareketi tekrarlamak, bir hareketi ilk olarak başlatmaktan çok daha kolay bir iştir ve hareket ne kadar çok yapılmışsa, tekrarı da o kadar kolaylaşır. Çünkü, uzayın momentumu biriktirmeye yöneliktir ve eninde sonunda her hareketi kendi akımına katar.
Şimdiye kadar anlatılanlara göre, uzayda bir hareket sonucunda ortaya çıkan Kozmos, salt harekettir, başka bir şey değil. Bu hareketlerin oluşturduğu sonsuz sayıda girdap noktaları, Kozmos'un ta kendisi olan 'En Büyük Girdap'le aynı prensiplere bağlıdırlar. Aslında tezahürün her skalasında aynı kanunlar geçerliğini sürdürür. Bu yeni kuvvet merkezleri, aralarındaki etkileşim sonucunda, aynı prensiplere bağlı yeni Kozmos'lar yaratırlar. Atomların dansı, yeni 'Kozmos Halkaları'na yol açar ve hikaye yeniden başlar. Bu yeni evrenler, kendilerinden önce varolan Kozmos'un tesiri altına girerler.
Burada, ışınlar, çemberler ve girdaplar hakkındaki bilgileri özetlemek istiyorum.
Işınlar ve çemberler, Kozmos'daki asal hareketin elemanlarıdır. Halkalarla birlikte Kozmos'da sabit olarak kalırlar ve 'Kozmik Akımlar' olarak tanımlanırlar.
Vorteksler değişik bir özellik taşırlar. Asal hareketler daireseldir; girdaplar ise başlangıçta çizgisel bir hareket izlerler. Ancak, zıt tesirlerle karşılaştıklarında, dairesel nitelikte ikincil bir hareket edinirler.
Asal atomun yaratılışında, daima bir kuvvet çifti söz konusudur. Bu temel tezat, atomun baz olduğu her yapılanışta gözlemlenebilir.
Bir hareketin ritmik işlevselliğinde ortaya çıkan belirli bir özellik silsilesi, bu temel üzerine kurulan sonraki birleşik yapılar için de bir çatı teşkil eder.
Örnek olarak, bir atomun üç yönde teğetsel bir hareketi olduğunu varsayalım: A dan B'ye, B'den C'ye ve C'den tekrar A'ya. Burada şunu belirtelim: Bir hareketi yaratan ani, yüksek tesirli kuvvet (impulse) kaybolduğunda, hareketin aynı düz bir çizgi üzerinde sürmesi beklenemez. Atomun yolculuğu sırasında ortaya çıkan ikincil hareketler, zıt tesirlerin etkisiyle, asal nitelik olan daireselliğe doğru çekilir. Öyle ki, başlangıçta üçgen çizerek dolaşan atomlar, artık üç kenar üzerinde spiral bir harekete kavuşurlar.
Her spiral hareket, ait olduğu yol parçası üzerinde etken olan koşullar tarafından belirlenen bir özellik taşır. O halde, örneğin, AB hattını etkileyen kuvvet bilinseydi, AB spiralini oluşturan asal hareketi izole etmek mümkün olabilirdi. İşte, bu prensip, astrolojinin temelini teşkil eder ve aynı zamanda, 'nümeroloji' biliminin Kozmik prensiplerin uygulama alanları arasında önemli bir yer tutmasının nedenini de açıklar.
Bir atomun asal hareketi, sabit bir vakum nüvesi etrafında girdap bir döngüden ibarettir. Burada sözü geçen, asal atom değil, fakat daha karmaşık yapıda olan birleşik atomdur. Ne zaman ki asal atomlar bir araya gelip birleşik atomları oluştururlar, ikincil hareketler ortaya çıkar.
Şimdi, üçgensel bir yapıya sahip bir atom, yüzeylerinin sayısı kadar atomla birlik kurabilir. Her yüzey bir atomla birleştiğinde, grup tamamlanır ve grubun içinde bir kuvvet dengesi kurulur. Artık dışarıdan bir katılım söz konusu değildir ve grup, bir birim olarak tepki göstermek konumundadır. Bu noktadan sonra, yalnızca kuvvetsel açıları kendininkine yakın birimlerle birlik teşkil edebilir.
Daha önce de açıklandığı gibi, asal atom salt bir girdaptır. Farklı nitelikte birleşik atomlar, zıt tesirlerin, girdapları etkileyerek yarattığı teğetsel açıların farklılığından dolayı ortaya çıkarlar. Girdaplar, başlangıçta, ışınların 'Merkezi Durgunluk' bölgesi etrafında toplanırken oluşturdukları açılara sahiptirler. Kuvvetlerin yan yana gelmeleri ve etkileşimleri sonucunda ise ikincil akımlar meydana gelir.
Esas olarak asal atomlara, Merkezi Durgunluk' bölgesini çevreleyen küre üzerinde rastlamak mümkündür. Ancak, bu atomlar kısa sürede ikincil teğetsel hareket kazanırlar ve yukarıda açıklandığı şekilde birleşik atomlar oluşturmaya başlarlar.
O halde, ışınların yanısıra çemberlerin de 'Merkezi Durgunluk' bölgesi etrafında bir hareketi söz konusudur. Bu hareket, santrifüj kuvvetine yol açar ve atomlar çepere doğru salınırlar. Bir atomun yapısı ne kadar karmaşıksa, santrifüj kuvvetinden o kadar fazla etkilenir. Bu nedenle, çemberler üzerinde atomlar, basitten karmaşığa doğru sıralanırlar. Işınlarla aynı açı üzerinde yer alan bu atomlar, santrifüj kuvvetinin etkisi altında ışınların çizgisi boyunca, dışarıya doğru hareket ederler. Her atom asal girdabı oluşturan iki ışının kuvvetini içerir ve sonuçta bu ışınlardan birinin yönünde yol alır.
Okula Destek'e hoş geldiniz!

Sorun, cevaplayın ve okul eğitiminize destek olan soru-cevap platformumuzu geliştirin.

Teşekkürler!
...