Ormanların yok olmasının doğal nedenleri nelerdir?

580 gösterim
19 Aralık 2012 esmanur sordu
20 Aralık 2012 nötrino düzenledi

1 cevap

0 oy
19 Aralık 2012 mansur cevapladı
ORMAN VE ÇEVRE
Çevre, canlıların içinde bulunduğu, klimatik, edafik, fizyografik ve biotik faktörler topluluğu ortamını ifade etmektedir. Çevre sorunları, insanlar tarafından yaratılan ve bütün canlıların yasama temellerini ortadan kaldırma tehlikesi yaratan, doğal dengeden yoksun, antropojen süreçlerdir.

1. Orman ekosistemlerinin çevre etkileşimi

Ormanlar yüksek derecede ekonomik değer taşıyan doğal kaynakların başında gelmektedir. Ürettikleri odun hammaddeleri dışında tüm canlıların yaşamında önemli yeri olan ekolojik süreçler bakımından da büyük değerlere sahiptir. Yakın zamana kadar orman 2000‘den çok kullanılış yerleri olan odun hammaddeleri için eşsiz bir doğal kaynak olarak algılanmaktaydı. Günümüzde ise ormanın çevresel etkileri ön plana çıkmıştır. Toprak koruma ve erozyonu önleme, su ekonomisini düzenleme yağışları artırma, yeraltı sularını düzenleme, suları temizleme ve niteliğini iyileştirme, oksijen üretip, karbondioksit tüketme, şiddetli rüzgar, kar fırtınası, toprak kayması ve ekstrem sıcaklık zararlarına karşı çevresini koruma ,hava hareketlerinin yönünü ve hızını değiştirme, havanın tozlarını süzerek havayı temizleme, iklim rejimini düzenleme, insanların ruh sağlığı ve dinlenmeleri için ortam oluşturma, gürültüyü önleme özellikleri ormanların çevreye olumlu etkilerini oluşturmaktadır.

2. Çevrenin ormana olan etkileri.

Ormanlar, yetişme ve gelişmelerini sağlayan, onları sürekli olarak etkisi altında bulunduran bir ortamda varlıklarını sürdürmektedir. Bu ortam "orman yetiştirme ortamı" olarak tanımlanmaktadır. Fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörler bu yetiştirme ortamını tek tek ya da ortaklaşa etkilemektedir. Orman ve çevre arasındaki karşılıklı ilişkilerin kaynağı olan faktörler arasında "insan" en etkili faktör olarak görülmektedir. Gerçekte insan, neden olduğu orman yangınları, aşırı otlatma, orman ürünlerinden aşırı derecede ve plansız yararlanma, tarım alanı ve yerleşim mekanı kazanmak için yaptığı orman bozumu ile dünya çapında orman azalmasına neden olmuştur. Ülkemizde çevre faktörlerinin ormanlar üzerindeki zararlı etkileri, özellikle termik santraller ve endüstriyel kuruluşlar etrafında meydana gelmektedir. Ülkemizdeki 14 termik santralden 13‘ünün çevreye zarar verdiği zamanın (l 992) Çevre bakanı tarafından bildirilmiştir. O nedenle ülkemizdeki termik santraller ve fabrika bacalarından çıkan gazlar, özellikle kükürt dioksit, bazı bölgelerde, Murgul-Göktaş-çevresindeki ormanlar, Yatağan çevresi gibi, ormanlara önemli derecede zarar vermiş ve vermektedir. İstanbul‘daki Belgrat ormanı Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra, 15.000 hektar genişliğindeydi. Bundan yaklaşık 50-60 yıl sonra 2/3‘ü yok edilerek, alanı 5.000 hektara düşmüştür. Bu süre içinde ormanı ortadan kaldıracak hiçbir afet yaşanmamıştır. Sonuç olarak; ormanların sosyal faydalan çok büyüktür. Ormanların mülkiyeti kimin olursa olsun, ormanlar tüm toplumun malıdır. Hatta dünya insanlığının ortak değerleridir. Tahrip olan, ortadan kaldırılan her orman parçası, bütün canlıların yaşam temellerinden bir çoğunu beraberinde götürmektedir. Önemli olan bu bilincin kitlelerde oluşmasıdır. Kentliler için orman köylüler kadar önemlidir. Ne yazık ki kentliler, kent ormanlarını oluşturma ve var olan ormanlarının talan edilmesine karşı mücadele ederek, bu ormanları koruma konusunda yeterince duyarlı davranmamaktadırlar.

MADEN
Madenlerimiz, sanayinin temel girdilerini sağlayacak, kaynak yaratacak ve üzerleri ne yen i sanayi tesisleri kurulacak yeraltı servetleridir. Madenlerin bir diğer önemli özelliği de tükenebilir olmalarıdır. Oluşumu için milyonlarca yıl ve olağanüstü doğal koşulların gerekli olduğu madenlerimizin üretim ve tüketiminde toplumsal faydanın önde tutulması bilimsel ve teknik bir zorunluluktur.

Yeraltı kaynaklarına sahip olmak; bir ülkenin sanayileşmesi ve kalkınması için yeterli değildir. Dünyada rezerv olarak büyük maden yataklarına sahip olan ülkeler sömürge olarak yaşarken, maden yataklarına çok az yada hiç sahip olmayan ülkeler dünya ekonomisinde liderliği zorlamaktadırlar. Önemli olan hammaddeye sahip olmak değil, onun nasıl değerlendirildiği, katma değeri yüksek bir sanayi oluşturarak madenlerimizi onun girdisi haline getirmektir. Ülkemiz maden yatakları açısından birkaç maden dışında ( bor, krom, linyit, trona, ...) zengin kaynaklara sahip olmamakla birlikte çeşitlilik açısından bir zenginliğe sahiptir. Bu potansiyellerimizle akılcı toplumsal politikalar oluşturarak kendimize yeter konuma gelebilir, maden ithalatçısı bir ülke olmaktan kurtulabiliriz.

Bu gerçeklerden hareketle, yeraltı kaynaklarımız Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Genel Sanayileşme Politikaları doğrultusunda ciddi olarak ele alınmıştır. Sanayinin ana girdisi olan enerji ve hammadde kaynaklarımız için toplam kamu yatırımları içerisinde % 40‘lara varan önemli oranlarda yatırımlar gerçekleştirilerek, toplam madencilik üretimimizin % 80‘i kamu eliyle işletilmiştir.

1978 yılında yürürlüğe konulan 2172 sayılı "Bazı Madenlerin Devlet Eliyle işletilmesi Hakkında Kanun" çerçevesinde kamu işletmeciğine geçen bor ve linyitlerde büyük yatırımlar gerçekleştirilerek bor ve bor ürünleri üretim-ihracatında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Linyit madenciliğinde gerçekleştirilen devletleştirmeler sonrasında da bu sektörde yapılan kapsamlı yatırımların sonucunda üretim miktarı üç kat arttın l irken linyite dayalı termik santrallerin sayısı çoğaltılarak ülkemizin petrole olan bağımlılığı büyük ölçüde aşılmıştır. Dünyanın en büyük rezervlerine sahip olduğumuz bor da gerçekleştirilen büyük atılıma karşın yine aynı yasa kapsamında ele alman ve dünya ölçeğinde büyük potansiyeline sahip olduğumuz trona(doğal soda) konusunda çok uluslu şirketlerin baskıları sonucunda hemen hiç bir yatırıma gidilmemiştir.

Ülkemizde son yıllarda uygulanan yanlış yatırım ve üretim politikaları; maden aramalarından üretimine kadar sektörü etkilemiş, bu konularda görevlendirilmiş kurum ve kuruluşları asli görevlerini yapamaz hale sokulmuşlardır. Üretici kuruluşlarımız, idame yatırımları dahil, her türlü parasal kaynağı kesilerek, finansman batağına sokularak, tefecilere mahkum edilmişlerdir.

Ülkemizde son yıllarda aranmış-bulunmuş ve işletilmesi planlanmış bir tek maden yatağı yoktur. Oysa ki, dünyanın çok uluslu büyük şirketlerinden ilk ikisinin de aralarında bulunduğu yabancı şirketler, ülkemizde yürüttükleri 4-5 yıllık aramalar sonucunda üç adetepitermal Altın yatağı ve bir de bakır+altın yatağı bulmuşlar ve işletme hazırlığına başlamışlardır. Altın, madencilik ve metalürji açısından ekonomi kurtarıcısı bir maden değildir. Araması ve işlenmesi son derece zor, riskli ve masraflıdır. Altın da bütün diğer madenlerimiz gibi, çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine uygun olarak aranmalı; işletilmeli, izabe ve rafinasyonu ülkemizde yapılarak, yüksek katma değer sağlanmalıdır.

Bu konuda varsayımsal olarak yapılan bir hesaplamada; 10 gf/t ortalama tenörlü bir altın yatağının, aynı kütlesel büyüklükteki % 25 B203 tenörlü bir bor yatağının sağlayacağı faydanın l /3‘ünü, aynı kütlesel büyüklükteki % 25 Cr,03 tenörlü bir krom yatağı ile, % 2,5 tenörlü bakır yatağının sağlayacağı gelirden daha az gelir getireceği görülmüştür". Özellikle bor ve krom açısından yukarıda varsayılan değerlerin çok üzerinde potansiyellerimizin olduğu ve bunlarda büyük bir talanın yaşandığını görmek, altın konusunda tüm uzman geçinenlerin bir kez daha düşünmelerini gerektirir. Son yıllarda tüm diğer doğal kaynaklarımız gibi madenlerimiz üzerinde oynanan oyunlar ve "Devleti madencilik sektöründen sileceğiz" sloganlarıyla yapılan uygulamalar sonucunda başta kömür, krom, antimuan, manyezit, demir vb. işletmelerimiz, özel sektör başta olmak üzere kapanmış ve ülkemiz ham cevher ihraç eden bir ülke konumunu da yitirerek giderek maden ithalatçısı bir ülke durumuna düşürülmüştür.

İlgili sorular

2 cevap 148 gösterim
1 cevap 155 gösterim
1 cevap 301 gösterim
15 Ocak 2014 misafir sordu
1 cevap 458 gösterim
Okula Destek'e hoş geldiniz!

Sorun, cevaplayın ve okul eğitiminize destek olan soru-cevap platformumuzu geliştirin.

Teşekkürler!
...