Dünya, Güneş ve Ay'ı birer insan olarak düşünseydik aralarındaki konuşma nasıl olurdu?

108 gösterim

1 cevap

0 oy
6 Nisan 2013 francesco cevapladı
 
En İyi Cevap
Dünya, çok büyük bir gezegen olduğu için ona başka gezegenler de arkadaşlık ederler: Yıldızlar ve en büyük iki gezegen olan Ay ve Güneş... Ay, Güneş’ten yaklaşık dört yüz kere daha küçük, fakat bize Güneş’ten dört yüz kere daha yakın olduğu için gökyüzünde ikisi de aynı büyüklükte görünürler. Güneş ve Ay, pek iyi arkadaşlık kuramamışlardır. Çünkü birbirlerini hiç göremezler. Güneş, gündüzleri yerküreyi aydınlatırken, Ay ise geceleri Güneş’ten almış olduğu ışığı yansıtıp, Dünya’yı bir lamba gibi aydınlatır. Kural böyledir. Bu önemli görevler ikisi için ayrı ayrı belirlenmiş ve kendilerine verilmiştir.

Güneş, en büyük güç olduğunu kanıtlamak için arkadaşlarına devamlı böbürlenip kendisini üstün gösterme çabalarına girişmiştir. Ay, ona en yakın büyüklükte olduğu için de kendisini devamlı üstün gösterme çabası içindedir. Yerküre için yaptıkları görevleri her ikisi de duyurmaya çalışırlar. Güneş:

- En büyük güç benim. Ben olmasaydım yerküre yaşanmaz hale gelirdi. Sebzeler, meyveler ve en önemlisi de "dört mevsim" olmazdı, diyordu.

Güneş, bu konuda haksız sayılmazdı. Eğer gerçekten Güneş olmasaydı, Dünya’da hiçbir canlı varlık yaşayamaz, zaten yaşam diye de bir şey olmazdı. Yeryüzünün hayat kaynağı ve canlı varlıkların da tek enerji aldığı kaynak olan Güneş, bu konuda böbürlenmeyi kendince haklı buluyordu.

Ay ise, Güneş’in takındığı bu tavırlara sinirleniyor, Dünya’ya en yakın kendisinin olduğunu iddia ediyordu:

- Hayır işte, diyordu Ay. Ben de çok önemliyim. Ben olmasam, geceler boyu yeryüzü karanlığa boğulur, aydınlanamaz.
Bir gün tartışmaları uzamış ve buna bir çözüm bulabilmek amacıyla Güneş, Ay’a bir teklifte bulunmuş

- Bir deneme yapalım, dedi Güneş. Sen, Dünya ile benim arama gir. Ben tutulunca, Dünya’nın bazı bölümleri gündüz benim ışığımı alamasın; görelim bakalım neler olacak?

Konuşması esnasında Güneş, bu "Güneş tutulması"nı bir yılda en az iki, en çok beş kez tekrarlayacaklarını söylüyor ve anlatmaya devam ediyordu:

- Sen, Dünya’nın çevresinde elips şeklinde bir yörüngede dolanıp duruyorsun; onun için Dünya’ya olan uzaklığın her an değişiyor. Eğer benim tutulma anımda sen Dünya’ya yeteri kadar yakın olursan senin görünen çapın benim görünen çapımdan büyük olacağı için benim yuvarlağımın tamamını örtmüş olacaksın. O zaman "tam tutulma" meydana gelecektir. Eğer sen benim yuvarlağımın sadece bir kısmını örtersen, "parçalı tutulma" olacaktır. Ama sadece iç kısmımı örtersen "halkalı tutulma" olacaktır, bunu bil.

Ay, Güneş’i iyice dinledi. Şimdi konuşma sırasının, kendisinde olduğunu bildiği için savunmaya geçti:

- Hayır efendim! Bir de beni dinle bakalım, dedi Ay. Ben de en kısa zaman içinde tutulma gerçekleştireceğim. Dünya, seninle benim arama girecek, Dünya’nın gölgesi beni tamamıyla perdeleyecek kadar büyük olacak ve ben tutulmuş olacağım. O zaman ben senden ışık alamayınca, ışığımı gece Dünya’ya yansıtamayacağım ve tutulmam gerçekleşecek. Sana neden küstüğümü de böylece anlamış olacaksın.

Bu tartışmalar ikisi arasında sürüp gidiyor, Dünya ise bu sözleri yakından izliyor ve kendi üzerinde yaşayan canlı varlıklar için çok üzülüyordu. Ama elinden hiçbir şey gelmiyordu. Çünkü ikisinin kızıp da görevlerini yapmadıkları takdirde, kendisi de dahil olmak üzere üzerinde yaşayan bütün canlı varlıkların zarar göreceğini biliyordu.

Dünya, Güneş ve Ay’a kızgın bir şekilde dedi ki:

-Tartışmaları kesin artık! Yok yere tartışıyor, birbirinize boşuna küsüyorsunuz. Ama bu tutulmaları gerçekleştirmiyorsunuz. Böyle boş yere konuşup duracağınıza, belirli aralıklarla bir Güneş, bir de Ay tutulur; sonuç meydana çıkar. Bu tartışmalar da biter. Ben de sizin yüzünüzden zarar görmem.

Güneş ve Ay, Dünya’nın bu sözlerini can kulağı ile dinlemişlerdi. Onu bu kadar çok üzüp sinirlendirdikleri için de çok utandılar.

Bu tatsız tartışmalardan birkaç gün sonra, öğle saatlerine doğru, Dünya’nın elips şeklindeki yörüngesinde dolanmakta olan Ay, yörüngeden çıkıp Dünya ve Güneş’in arasına giriverdi. Gölgesi de Dünya’nın üzerinden geçti ve bu olayın sonucunda "güneş tutuldu". Gölgenin ortadaki bir bölümü içinden hiç güneş ışığı geçemedi. Çünkü Güneş’in yuvarlağını, Ay’ın yuvarlağı tümüyle örtmüş gibi görünüyordu. "Tam güneş tutulması" gerçekleşmiş, bu olay dünyadan izlenmişti. Yeryüzünün bazı bölümleri o gün hep karanlıkta kalmıştı.
Bir gece de kendi tutulmasını gerçekleştirmek istedi Ay. "Şimdi sıra bende! Size bir oyun oynayayım. Gökyüzü gece nasıl karanlık olacak, bakın görün" dedi ve tutulmasını gerçekleştirmeye başladı. Ay, tam bir "dolunay" iken, Dünya’ya göre Güneş’in tam zıt yönüne, yani Dünya’nın arkasına geçti. Dünya, Güneş ve Ay’ın ortasında kaldı. Dünya’nın gölgesi, Ay’ın yuvarlağını tamamen örtüp gölgeledi. Ay ise, Güneş’ten aldığı parlaklığını yitirdi. Sanki bu yetmiyormuş gibi bir de Dünya’nın gölgesinin merkezinden geçti. Tam bir "ay tutulması" gerçekleşmişti. Bu tutulma olayının süresi yüz dakikaya kadar çıkmıştı. Tutulma olayının tümü üç buçuk saat sürmüştü.

O gece gökyüzü karanlık oldu. Güneş ve Ay baktılar ki, Dünya haklı. İkisinin de ayrı görevleri olduğuna hiç şüpheleri kalmamıştı. Dünya’nın üzerinde yaşayan canlı varlıkları üzmeye ikisinin de hakları olmadığını ve bu tartışmaların çok yersiz olduğunu anladılar.

Ay’ın Güneş’e söylemek istedikleri vardı:

- Benim kabul etmek istediğim bir gerçek var, dedi Ay. Sen Dünya için daha önemlisin. Çünkü hem ben, hem Dünya, ışığımızı ve ısımızı senden alıyoruz. Gerçek şudur ki senin yokluğunda hiçbir canlı varlık yeryüzünde yaşayamaz. Ben de önemliyim ama sen daha önemlisin; bunu "tutulduğun" zaman çok iyi anladım arkadaşım.

Ay’ın bu sözleri üzerine gülümsedi Güneş ve dedi ki:
- "Sen haklısın, ben haklıyım" tartışmasını bırakalım arkadaşım. Dünya için hepimiz çok önemliyiz. Bak şu galaksideki tüm gezegen yıldız kümelerine; onlar da gece olunca bütün evreni bir mücevher parçası gibi ışıklandırıyorlar. Bizler yerküre için çalışmaya devam edeceğiz. Haydi bakalım! Hepimiz görevlerimizin başına dönelim, Dünya’yı da daha fazla üzmeyelim.
Daha sonra Ay ve Güneş, gülümseyerek yeryüzünü selamladılar.
...