Toprağın yok olma nedenleri nelerdir?

301 gösterim
15 Ocak 2014 misafir sordu
16 Ocak 2014 nötrino düzenledi

1 cevap

0 oy
16 Ocak 2014 SeRKaN cevapladı
Bitkiler tükendiğinde toprak da yok olur!
Sevgili okurlar, ateşin kullanılmaya başlanmasından sonra, avcıların ilk kurbanları bitki toplulukları ve ormanlar olmuştur. Milattan önce 7 binli yıllardaki (Neolitik Çağ) Tarım Evresinde özellikle mutedil iklime sahip bölgelerde, büyük alanları kapsayan ormanlar yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Ziraat için elverişli topraklar bulma çabası ormansızlaşmanın önemli faktörlerinden birini teşkil etmekte idi. Ayrıca, aşırı otlatma ve hammadde olarak birçok alanda odun kullanılması da ormanların tahrip edilmesinin nedenleridir. Odun kömürü sadece ateş yakmak, ısınmak için değil, aynı zamanda av aletleri yapımında, demirin oksitini azaltmak için de dökümhanelerde kullanılmıştır. Madenlerin işlenmesi, çeşitli porselen ve cam malzemelerinin oluşumu ve gemi yapımı için tercih edilen Akdeniz bölgesi sedir, meşe gibi ağaçların kullanımı, ormanların yok edilmesine zemin hazırlamıştır.

AKDENİZ BÖLGESİNİN ŞANSSIZLIĞI
Günümüzde ise, tüm dünyadaki kağıt tüketimi akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. Gazeteler, dergiler ve kitaplardan milyonlarca nüsha basılmaktadır. Aşırı odun üretimi, ormansızlaşmanın esas nedenidir. Dünyadaki bütün orman ekosistemlerinin içinde insandan en fazla zarar gören bölgeler Akdeniz bölgeleridir. İklimsel şartlar, özellikle yaz kuraklığı tahribatın derecesini arttırmaktadır.
Ayrıca, hasat sonrası yakılan anız da, ormanlarda sonbahar yangınlarına neden olmaktadır. Bu uygulama yasaklanmış olsa da, ne yazık ki bazı yörelerde devam ettirilmektedir. Kaybolan ve yer yer azalan ormanlar, yerini bozulmuş ve çoraklaşmış ekosistemlere bırakmaktadır.
Garik ve maki gibi kurak alanlarda yetişen türler, sürekli bir bitki örtüsü oluşturmaz, tersine yerini çıplaklaşmış alanlara bırakır veya erozyonla aşınan toprak ana kayayı ortaya çıkarır.
Yangın, orman ekosistemlerinin bozulmasında çok önemli bir faktördür. Ekolojik şartların ortadan kalkmasıyla birçok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır. Ayrıca, toprak şartlarının bozulması sebebiyle doğal ortamda tohumların yeniden filizlenmesi, toprağın fazla sıcak ve kuru olmasından dolayı gerçekleşemez.
Toprağın ana maddesi olan humus artık yoktur. Bu sebeple azot ve besleyici mineral kaybı çok büyüktür. Bundan dolayı su tutma kapasitesi de azalır. Toprağın verimli hale gelmesi uzun yıllar gerektirir. Tüm doğal alanlarda, çeşitli bitki türleri belli bir süreç içinde birbirlerini izleyerek ortaya çıkarlar. Buna “sıralı değişim” ya da “süksesyon” diyoruz. Bu sebeple, toprak ve iklim şartları dikkate almadan tek bir ağaç cinsi dikmek yerine, yerel özelliklere uygun, örneğin ot-çalı-ağaç gibi bir sıra takip etmek uygun olacaktır.

BİTKİLER BİTER EROZYON BAŞLAR
Sonuç olarak, bir bölgenin ormanı kesilip, bitki örtüsü tahrip oldukça normalde bitkilerin tutacağı su, sistemin dışına, göl, akarsu ve denizlere doğru akar. Artan yüzey suyu, beraberinde toprak da taşır ve erozyona neden olur. Erozyonla taşınan üst toprakla, ortam çoraklaşır, döngüler bozulur, mineral ve mikro organizma kaybı ile toprak üretim gücünü kaybeder, su döngüsü de bozulduğu için yağışlar azalır ve sonucunda yöresel iklim değişir.
Kıymetli okurlar, görüldüğü gibi ekosistem bir bütündür. Bizlere düşen görev, gelecek nesillerin güzel Türkiyemizde mutlu yaşamaları için tabiatı ve onun paha biçilmez zenginliklerini korumak olmalıdır. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.




Yaban hayatı da dondu!
Onlar evimizde mışıl mışıl uyuyan kedi, köpek ve muhabbet kuşu kadar şanslı değil. Soğukların giderek şiddetini artırdığı şu günlerde, bütün canlılar gibi yabani hayvanlar da olumsuz etkileniyor. Tabiatın vazgeçilmezi olan yabani hayatı korumamız gerekir. Gerçi bazı yörelerde yetkililer dağlara, ormanlara, göllere ve ırmaklara yiyecek ve yem bıraksa da, yine de bu onların telef olmalarına mani olamıyor.

İstanbul’u susuzluktan entegrasyon kurtarmış
İSKİ Genel Müdürü Mevlüt Vural, kentin su ihtiyacını karşılayan bazı barajlarda su kalmaması sebebiyle o barajlardan beslenen bölgelerin susuzluk riski ile karşı karşıya kaldığını, ancak barajlar arasında sağlanan entegrasyon sayesinde bunun önlendiğini açıkladı. 2007 yılında İstanbul’un su açısından en kritik dönemi yaşadığını belirten Vural, barajlardaki doluluk oranının yüzde 8.96 seviyesine kadar düştüğünü, ancak halkı telaşlandırmamak için bunu açıklamadıklarını söyledi. Melen suyunun ve boğaz geçiş hattının önemine değinen Vural, “Eğer biz barajlar arasında interkonnekte dediğimiz entegrasyonu sağlamamış olsaydık, İstanbul’un bazı bölgeleri susuz kalacaktı. Proje ile Avrupa Yakası’nda Büyükçekmece, Sazlıdere, Terkos ve Alibeyköy barajları, Anadolu Yakası’nda da Darlık, Elmalı ve Ömerli barajları birbirine entegre oldu. Böylece hangi barajda su biterse bitsin, diğer barajdan beslediği alana su verebiliyoruz” dedi.

İlgili sorular

1 cevap 579 gösterim
2 cevap 148 gösterim
1 cevap 39 gösterim
4 cevap 369 gösterim
26 Mart 2014 miray sordu
6 cevap 67 gösterim
19 Mart 2012 misafir sordu
Okula Destek'e hoş geldiniz!

Sorun, cevaplayın ve okul eğitiminize destek olan soru-cevap platformumuzu geliştirin.

Teşekkürler!
...