İnsan, bilim ve adaletle ilgili sorunları Peygamberimizin ahlakından yararlanarak nasıl çözümleriz?

72 gösterim
25 Mart 2012 misafir sordu
27 Mart 2012 düzenledi
İnsani ilişkiler, bilimsel faaliyetler, adalet konusundaki sorunları Peygamberimizin ahlakından yararlanarak nasıl çözümleriz?
din ile alakalıdır.
sorunalar bulunacak
sorunlara peygamber efendimizin güzel ahlakından yrarlanılarak çözümler üretrilecek .

1 cevap

0 oy
25 Mart 2012 misafir cevapladı
Peygamber Efendimiz’in davranışlarının ahlakî olarak dayandığı esaslar araştırıldığında bunların en başında; O’nun engin alçakgönüllülüğü  yumuşak huyla muamelede bulunması  cömertliği  sabrı  merhamet ve şefkati gelir.

İnsanlığa yeni bir hayat modeli getiren Peygamberimiz  hayatın her alanında olduğu gibi  sosyal hayatı da yenileyen ve şekillendiren prensipler getirmiştir. Hz. Peygamber teklif edeceği her konuyu önce kendisi bizzat tatbik ettiği gibi  -aynı zamanda Allah’ın razı olduğu hayat tarzı olan- kendi hayat tarzına ulaşılması konusunda da toplumu eğitmeyi ihmal etmemiştir. Peygamberimiz’in ortaya koyduğu esaslar  insan ilişkilerinin daha bir önem kazandığı günümüzde  başta insanları idare etme konumunda olan kimseler olmak üzere  bütün insanlar için örnek olacak prensiplerdir. Bunlardan bazılarını -kaynaklarını vermeden  fakat zikredilen hemen her hadisin kütüb-i tis’a diye meşhur olan dokuz hadis kitabında olduğunu belirterek- ele alalım:

Habîbullah* (sas) insana değer verirdi.

Allah’ın sevgilisi

İnsanlarla başarılı bir ilişki kurmanın temelinde muhatabı ciddiye alma ve ona değer verme vardır. Herkes  sevilmek ve sayılmak ister. Peygamberimiz insanlara çok değer verir  insanlarla iç içe yaşar  onlardan biri gibi hayatını devam ettirirdi. İnsanlarla karşılaştığı zaman ilk selam veren kendisi olurdu; tokalaşır  hal ve hatırını sorardı. Söylenenleri dikkatle dinler  muhatabı ayrılmadıkça yüzünü ondan çevirmezdi. Enes b. Mâlik  Peygamberimiz’in bu özelliğini şöyle ifade eder: “Hz. Peygamber biriyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca o zat yüzünü çevirmedikçe o kimseden yüzünü çevirmezdi. Biri ile karşılaşıp da elini tutunca  adam elini bırakmadıkça  elini çekmezdi. Ashabı ile otururken ayaklarını asla uzatmazdı.”
Peygamberimiz  insana öncelikle insan olduğu için değer veriyordu. Bunun en güzel ve çarpıcı örneklerinden biri şudur: Bir gün Hz. Peygamber sahabeden bir grupla otururken yakınlarından bir cenaze geçmiş ve Peygamberimiz (sas) cenazeyi görünce ayağa kalkmıştı. Yanında bulunanlar  onun bir Müslüman cenazesi olmadığını  Yahudi cenazesi olduğunu söyleyerek  ‘ayağa kalkmanız gerekmezdi’ demek istemişlerdi. Onların bu sözü üzerine Hz. Peygamber  “Müslüman değilse insan da mı değil?” cevabını vermişti. O  insana verdiği önemin bir göstergesi olarak  ölülerin arkasından olumsuz konuşulmasını ve kabirlerin üzerlerine oturulmasını yasaklamıştır.

Efendimiz (sas) insanların dertleriyle ilgilenirdi

Peygamberimiz (sas)  ashabının dertleriyle ilgilenir  onlardan yakın ilgisini esirgemezdi. Peygamberimiz  genel meselelerin yanında detayları da ihmal etmemiş ve insanların en küçük dertleriyle bile ilgilenmiştir. Resûlullah  yardım ederken bile muhatabını rencide edecek  üzecek ve minnet altında bırakacak en küçük bir tavırda bulunmamıştır.
İnsanların işlerine özen göstermeyenleri ciddi bir şekilde uyaran Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim bir Müslüman’ın dünyadaki sıkıntılarından birini giderirse  Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalmış birine kolaylık gösterirse  Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir Müslüman’ın kusurunu gizlerse  Allah da onun dünya ve ahiretteki kusurlarını örter. Kul  din kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah da ona yardımcı olmaya devam eder.”

* Peygamberimiz (sas) insanların en küçük dertleriyle bile ilgilenmiştir.

Ufuk insan (sas) güler yüzlü idi


Gülümseme  tek kelimeyle “sevgi”dir ve “seninleyim” demektir. Peygamber Efendimiz sürekli güler yüzlü idi. O  hiç kahkaha atıp gülmemişti. Abdullah b. Hâris  “Resûlullah’tan daha çok tebessüm eden/O’nun kadar güleç yüzlü hiçbir kimseyi görmedim.” diyerek bu hususu anlatır.
Cerir b. Abdullah da şöyle demiştir: “Resûlullah (sas) Müslüman olduğum günden beri beni yanına girmekten men etmedi. Beni görüp yüzüme karşı tebessüm etmediği de olmadı.”
Hz. Âişe’nin anlattığına göre  bir adam Hz. Peygamber’le konuşmak istemişti. Adamın geldiğini uzaktan görünce  “Kavminin en menfur adamı.” buyurdu. Adam huzuruna gelip oturunca Resûlullah  iyi davranıp güler yüz gösterdi. Adam gidince Hz. Âişe bu tezadın sebebini sordu. Peygamberimiz  “Ey Âişe! Benim kaba davrandığımı hiç gördün mü? Kıyamet günü  Allah nazarında en fena kişi  şer ve belasından korkarak kendinden insanların kaçtığı kimsedir.” buyurdular. “Kardeşinin yüzüne gülümsemenden ötürü sana sadaka sevabı verilir.” “İyiliğin hiçbir çeşidini sakın küçümseme. Hatta kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa.” mübarek sözleri de Efendimiz’e aittir.

Nebiler Serveri (sas) selamlaşmaya önem verirdi


İnsanlara ilgi göstermenin  onlara önem ve değer vermenin en kolay  en etkili yolu selam vermektir. “Allah katında en makbul insan  karşılaşmada selama önce davranandır.” buyurarak konuşmaya selamla başlamayı tavsiye eden Peygamberimiz karşılaştığı insanlara selam verirdi. Çocuklara ve kadınlara da selam vermiş  ehl-i kitaptan olan kimselerin de selamını almıştır. “Selam  Allah’ın isimlerinden biridir. Onu yeryüzüne koymuştur. O halde onu aranızda yayınız.” buyurarak selamın önemine dikkat çekmiş ve “İman etmedikçe cennete giremezsiniz  birbirinizi sevmedikçe de olgun mümin olamazsınız. Size yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.” diyerek de selamlaşmanın toplum içerisindeki fertleri birbiriyle kaynaştırıp  merhamet  şefkat ve sevgi duygularını geliştireceğine işaret etmiştir.

Allah Resulü (sas) zengin fakir ayrımı yapmazdı

Peygamberimiz’in insanlarla münasebetlerinde dikkat çekici yönlerinden biri de kesinlikle zengin fakir ayrımı yapmamasıydı. O’nun nazarında zengin-fakir  büyük-küçük  efendi-köle; herkes eşitti.
İslam’ın ilk yıllarında Peygamberimiz’in çevresinde genellikle genç ve fakir kimseler bulunuyordu. İki Cihan Serveri  etrafını alan bu ilk kadronun  bu fakir insanların bir gün cihan çapında bir inkılap yapacak kadro olduğunu daha işin başında biliyor ve attığı her adımı ona göre atıyordu. Nitekim bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Fakirleri arayınız  onları görüp gözetiniz. Zira siz ancak fakirler sayesinde yardım görüyor ve rızıklandırılıyorsunuz.” Sahabeden Ebû Zer  Peygamberimiz’in kendisine tavsiyelerini anlatırken  bunlardan birinin  yoksulları sevip onlara yakın olmak olduğunu söylemiştir.
Peygamberimiz  o dönemde toplumda yaygın olarak bulunan köle ve cariyelere “kölem  cariyem” diye hitap edilmemesini  “delikanlım  gencim  oğlum” gibi ifadelerle hitap edilmesini istemiştir. Yine dikkat çekici bir hadiste  “Nice saçı başı dağınık  kapı kapı kovulan ve asla önemsenmeyen kimse vardır ki  (herhangi bir hususla ilgili) Allah’a yemin etse  Allah onu yemininde yalancı çıkarmaz.” buyurarak fakir bir dış görünüşün altında Allah katında değerli bir
...