20. yüzyılın başları, yani yaklaşık 1900-1914 yılları arası, dünya tarihinde büyük değişimlerin yaşandığı, imparatorlukların yükseliş ve çöküşlerinin hızlandığı, ekonomik rekabetin ve siyasi gerilimlerin zirveye ulaştığı bir dönemdi. Bu süreçte Osmanlı Devleti'nin çağdaşı olan başlıca devletlerin ekonomik ve siyasi durumu, uluslararası ilişkileri derinden etkilemiştir:
-
Büyük Britanya (Birleşik Krallık): Dünya ekonomisinin ve siyasetinin tartışmasız lideriydi. "Güneş batmayan imparatorluk" unvanıyla dünyanın dört bir yanında geniş bir sömürge ağına sahipti. Sanayi devrimini ilk gerçekleştiren ülke olarak güçlü bir sanayi ve ticaret ağına sahipti. Londra, dünya finansının merkeziydi. Siyasi olarak anayasal monarşiyle yönetiliyor, güçlü bir parlamento geleneğine sahipti. Ancak Almanya'nın yükselişi ve denizlerdeki rekabet, İngiltere için yeni bir denge arayışını beraberinde getirmişti.
-
Almanya: 1871'de birliğini sağladıktan sonra olağanüstü bir hızla sanayileşmiş ve ekonomik bir dev haline gelmişti. Kömür, çelik ve kimya sanayisinde Avrupa'nın lideriydi. Askeri gücünü de hızla artırarak İngiltere'nin deniz üstünlüğüne meydan okuyordu. Siyasi olarak güçlü bir imparatorluk (Kaiserlik) sistemiyle yönetiliyor, sömürgecilik yarışına geç katılması nedeniyle "yaşam alanı" arayışı ve agresif bir dış politika izliyordu. Bu durum, Avrupa'da ciddi gerilimlere yol açıyordu.
-
Fransa: Büyük bir sömürge imparatorluğuna sahip olmakla birlikte, sanayileşme hızı Almanya kadar dinamik değildi. Ekonomik olarak güçlü bir tarım ve sanayi tabanı vardı. Siyasi olarak Üçüncü Cumhuriyet dönemiydi ve içte istikrarsızlıklar yaşansa da, Almanya'dan Alsas-Loren'i geri alma ve Avrupa'daki gücünü koruma hedefiyle güçlü bir dış politika izliyordu. İngiltere ve Rusya ile yakınlaşarak Almanya'ya karşı denge oluşturmaya çalışıyordu.
-
Rusya: Coğrafi olarak dünyanın en büyük devletiydi ancak ekonomik olarak Batı Avrupa'ya kıyasla geri kalmış, ağırlıklı olarak tarıma dayalı bir yapıya sahipti. Sanayileşme çabaları sınırlıydı ve büyük ölçüde dış sermayeye bağımlıydı. Siyasi olarak mutlakiyetçi Çarlık rejimiyle yönetiliyor, içte büyük sosyal ve siyasal çalkantılar (1905 devrimi girişimi gibi) yaşıyordu. Balkanlar ve Uzak Doğu'da sıcak denizlere inme politikası, diğer büyük güçlerle çatışmalara neden oluyordu (örneğin, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı'ndaki yenilgi).
-
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu: Çok uluslu bir imparatorluktu ve içte yükselen milliyetçilik akımları nedeniyle büyük siyasi gerilimler yaşıyordu. Ekonomik olarak Batı Avrupa'ya göre daha az gelişmişti. Siyasi yapısı, iki ayrı krallığın (Avusturya ve Macaristan) tek bir hanedan altında birleştiği dualist bir monarşiydi ve bu yapı, iç sorunları çözmekte zorlanıyordu. Balkanlar'da Osmanlı Devleti'nin zayıflamasıyla oluşan boşluğu doldurma ve Rusya ile nüfuz mücadelesi içindeydi.
-
Amerika Birleşik Devletleri (ABD): Hızla büyüyen sanayisi ve geniş iç pazarıyla dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri haline geliyordu. Büyük ölçekli üretim (Fordizm) ve teknolojik yenilikler ekonomisini güçlendiriyordu. Siyasi olarak dış politikada genellikle "Monroe Doktrini" çerçevesinde izolasyonist bir tutum sergilese de, Pasifik ve Latin Amerika'da etkisini artırıyordu. Birinci Dünya Savaşı öncesinde küresel siyasetteki ağırlığı giderek artıyordu.
-
Japonya: Meiji Restorasyonu sonrası hızlı bir modernleşme ve sanayileşme süreci yaşamıştı. Batılılaşma ve askeri reformlar sayesinde kısa sürede önemli bir bölgesel güç haline geldi. Özellikle 1905'te Rusya'yı yenmesi, Asya'daki güç dengelerini değiştirmiş ve Japonya'nın sömürgeci emellerini (Kore'nin ilhakı gibi) güçlendirmişti.
Bu devletlerin her biri, kendi ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda hareket ederek, sömürgecilik, hammadde ve pazar arayışı, askeri güçlenme ve ittifaklar sistemi gibi unsurlarla uluslararası ilişkileri şekillendiriyordu. Bu karmaşık ve rekabetçi ortam, Osmanlı Devleti gibi zayıflayan imparatorluklar için varlığını sürdürmeyi ve reform yapmayı çok daha zorlu hale getiriyordu.