GÜNEY CEPHESİ
Mondros Ateşkes'inden sonra İngilizler ve Fransızlar, haklı bir gerekçeleri olmamalarına rağmen, antlaşma hükümlerine aykırı olarak çeşitli yerleri işgale başladılar. Birinci Dünya Savaşı içinde imzaladıkları gizli antlaşmalar doğrultusunda Güney Anadolu'da da İngiliz ve Fransız işgalleri başladı. 3 Kasım 1918'de Musul ve 9 Kasım'da da İskenderun'u işgal eden İngilizler, bu haksızlıklarını daha da genişlettiler. 6 Aralık'ta Kilis'i işgal ettiler. İngiliz birliklerindeki Hintli Müslüman askerlerin, üzgün Türk halkını sevgiyle selamlamaları İngiliz subayları ve Ermenileri kızdırdı. Burada resmi binaları işgal eden İngilizler, lise binasına da yerleşince eğitim durdu. Bütün haberleşmeye el koyan İngilizler Kilis'in dışla ilişkisini kestiler. Halkın elindeki yiyecek maddelerini kendilerinin belirledikleri fiyattan zorla aldılar. Silahları toplamaya başladılar.
İngilizler, önemli bir ticaret merkezi olan Antep'i de 17 Aralık 1918' de işgal ettiler. Bu işgali Ateşkes'in 7. maddesi gereğince yaptıklarını ileri süren İngilizler'in Antep'i işgali buradaki Ermenilerin şımarmalarına ve taşkınlıklarına yol açtı. Şehrin resmi binalarını ele geçiren İngilizler, aydınları ve ileri gelenleri uydurma bahanelerle Mısır'a sürdüler. Ermeni tehciri suçlamalarıyla bir çok Türk'e işkence yapıldı. Silah toplamaya başladılar. Buna karşılık Ermeniler'e silah dağıtıyorlardı. Bu durum karşısında Antepliler miting yaptılar ve "Cemiyet-i İslamiye" adında bir dernek kurdular.
İngilizler 22 Subat 1919'da Maraş'ı ve 24 Mart 1919'da Urfa'yı yine aynı uydurma bahanelerle işgal ettiler. Her girdikleri yerde Ermenilerle yakın ilişki kurup Türklere karşı onur kırıcı, zalimce işlemler yaptılar. Türk halkının ileri gelenleri asılsız suçlamalarla tutuklanarak sürgün ediliyor ve böylece, başsız kalan halkın direnmeyeceği zan ediliyordu.
Özellikle Ermenilerin taşkınlıklarının ve Türkler'e yaptıkları kötülüklerin tepkilerine karşı önlemlerini ve baskılarını çoğalttılar.
Diğer yandan Diyarbakır bölgesinde de sürekli olarak zararlı propogandalar yapıyorlardı. Bu yörede Kürtçülük hareketini destekleyip İngiliz-Fransız güdümünde Kürdistan kurmak istiyorlardı. Bu sebeple bazı aşiretleri elde etmişlerdi. İngiliz Binbaşısı Nowel bu yöredeki Kürtçülük hareketlerini destekliyor, örgütlüyor, para yardımı yapıyor ve bağımsızlık vaadleriyle aldatıyordu.
Fransızlar ise 21 Ocak 1919'da, Mersin Osmaniye ve Adana'yı işgale başladılar. Onların gelişiyle birlikte Ermeniler taşkınlıklara başladılar. Fransızlar burada Ermeni nüfusunun çoğalması için Ermenilerin gelmesini teşvik ettiler. Adana yöresinde jandarma birliklerini düzenlemek bahanesiyle jandarma birliklerini Ermenilerden kurdular. Ermenilerin her çeşit kötülüğüne göz yumarken Türkerin ileri gelenlerini görev başından uzaklaştırdılar. Önemli komutanlarını halkı kışkırtıyor iddiaları ile Suriye'deki esir kamplarına gönderdiler. Bu haksızlıklar kaışısında halk çeşitli yerlerde silaha sarılarak Ermenilere ve Fransızlara karşı canını, namusunu ve malını korumaya başladı. Bu olaylar üzerine bir Amerikan soruşturma kurulu Adana'ya gelerek çeşitli ırk ve dinlere mensup ileri gelenlere Adana'nın idaresi hakkında fikirlerini sordu. Amerika, bölgenin kendi mandasında kalmasını istediyse de Kongre buna yanaşmadı. Burada nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. Ermeniler ise ancak % 20 kadardılar.
İngiltere ve Fransa Orta Doğu konusunda 15 Eylül 1919 tarihinde aralarında yeni bir antlaşma yaptılar ve Orta Doğu'yu "Manda" sistemi ile paylaştılar. Buna göre Irak ve Filistin ingiliz Mandasına, Suriye ve Lübnan Fransız mandasına bırakıldı. Dolayısıyla Antep, Maraş, Urfa Fransa'ya kalıyordu. Bu antlaşmaların sonunda İngilizler, 29 Ekim 1919 da Kilis'i, 30 Ekim'de Maraş'ı ve Urfa'yı ve 5 Kasım 1919'da da Antep'i Fransızlar'a devrettiler Fransızlar bu şehirlere geldikleri günden itibaren Türkler'e karşı baskı ve şiddete başvurdular. Ermenilerden kurdukları birlikleri de beraberlerinde getirerek, onların her çeşit kötülüğü yapmalarına göz yumdular. Yöreyi işgal eden Fransız komutan Türk halka bir bildiri yayınladı. Bu bildirinin hükümleri Fransızlar'ın nasıl bir tutum içinde olduklarını yorum yapmaya gerek bırakmayacak bir biçimde ortaya koyuyordu:
1- Ne için taşıdığını tahkikata bile lüzum görmeksizin üzerlerinde revolver bulunan bir adamın kurşuna dizilmesi
2- Kargaşalık çıktığında ölen veya yaralanan Fransız askerine karşılık, yerli halktan iki adamın kurşuna dizilmesi ve bunların kur'a ile seçilmesi
3- Bir evden silah atılırsa yakılması
4- Osmanlı Hükümeti memurlarının böyle bir durum ortaya çıkmasında idare haklarının ve hakimiyetlerinin iskatı ve sokaklarının mitralyöz, bomba ve gazlı mermilerle ateş altına alınması.
Antep'te Türk bayrakları indirtilerek yerlerine Fransız bayrakları çekildi. Türk kadınlarının çarşaflarının yırtılması, yüzlerinin zorla açılması gibi çirkin olaylar yaratan işgal kuvvetleri, direnen Türkleri de öldürüyorlardı. Ermenilerin taşkınlıklarının olayları büyüteceğini gören Fransızlar, Ermeni taburunun yerine Cezayir taburunu getirdilerse de artık durum değişmedi. Türk Ulusu'nun sabrı taştı.
Güney Cephesi'nde Kuva-yı Milliye'nin kurulmasından sonra Fransızlara karşı şu savaşlar yapıldı.
1- Maraş Savunması : 20 Ocak-10 Şubat 1920
2- Urfa Savunması : 9 Şubat-11 Nisan 1920
3- Antep Savunması : 1 Nisan 1920-8 Şubat 1921
4- Adana Savunması : 21 Ocak 1920-20 Ekim 1921