Atatürk'ün yaptığı inkılaplardan önceki dönemde (yani Osmanlı İmparatorluğu'nun son yılları ve Cumhuriyet'in ilk dönemlerine kadar olan süreçte) çalışan kadın sayısına dair modern anlamda yapılmış kapsamlı ve kesin istatistiksel veriler bulunmamaktadır. Bu nedenle, belirli bir sayı vermek mümkün değildir.
Ancak bu durum, kadınların çalışmadığı anlamına gelmez. Tam aksine, Osmanlı toplum yapısı içinde kadınlar, farklı alanlarda ve farklı biçimlerde aktif olarak üretim ve geçim faaliyetlerine katılıyorlardı. Bu katılımın niteliği ve görünürlüğü, modern çalışma hayatı anlayışından farklıydı:
- **Tarım Sektöründe Çalışma:** Osmanlı toplumu büyük ölçüde bir tarım toplumu olduğu için, kırsal bölgelerdeki kadınlar tarlalarda ekimden hasada kadar her aşamada erkeklerle birlikte çalışıyordu. Toprağın işlenmesi, ürünlerin toplanması, hayvancılıkla ilgilenme gibi faaliyetler kadın emeğinin vazgeçilmez bir parçasıydı. Bu emek, genellikle aile içi üretim ve geçim amaçlı olduğu için "ücretli çalışma" kategorisinde değerlendirilmezdi ancak ekonominin temelini oluşturuyordu.
- **Ev İçi Üretim ve El Sanatları:** Şehirlerde ve köylerde birçok kadın, ev içinde üretim yaparak aile ekonomisine katkıda bulunuyordu. Dokumacılık (halı, kilim, kumaş), dikiş-nakış, gıda üretimi (salça, reçel yapımı, ekmek pişirme), sabun yapımı gibi ev eksenli faaliyetler, kadınların uzmanlık alanlarıydı. Bu ürünler hem kendi ihtiyaçları için kullanılıyor hem de pazarlarda satılarak gelir elde ediliyordu.
- **Hizmet Sektörü:** Bazı kadınlar, özellikle şehirlerde, ev hizmetlerinde (hizmetçilik, dadılık, aşçılık) veya hamam işletmeciliği gibi alanlarda çalışabiliyordu. Ayrıca, seyyar satıcılık yaparak, tarlalardan topladıkları ürünleri pazarlarda satarak da gelir elde eden kadınlar mevcuttu.
- **Sınırlı Mesleki Alanlar:** Çok kısıtlı sayıda kadın, ebelik, şifacılık gibi geleneksel mesleklerde veya dini eğitim veren kurumlarda (medrese, sıbyan mektebi) öğretmenlik yaparak toplumsal hayatta daha görünür roller üstlenebiliyordu. Ancak bu tür meslekler, genel kadın nüfusu içinde oldukça azınlıktaydı.
Atatürk'ün inkılapları, özellikle Medeni Kanun ile kadınlara tanınan eşit haklar, eğitimde fırsat eşitliği (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ve meslek edinme imkanlarının artırılmasıyla, kadınların kamusal ve profesyonel hayatta daha fazla yer almasının önünü açmıştır. Bu sayede, kadınlar öğretmenlik, doktorluk, hukuk gibi meslek dallarında ve devlet kademelerinde çalışmaya başlamış, bu da çalışan kadın profilini ve sayısını zamanla önemli ölçüde değiştirmiştir. Dolayısıyla inkılaplar öncesinde kadınlar çalışıyor olsalar da, bu çalışma genellikle kayıt dışı, ev eksenli veya tarıma dayalıydı; inkılaplar ise kadınların modern iş hayatına entegrasyonunu sağlamıştır.