Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Anadolu ve Osmanlı Devleti'nin diğer topraklarında başlayan işgaller, aslında İtilaf Devletleri'nin Birinci Dünya Savaşı sırasında kendi aralarında yaptıkları "gizli antlaşmalara" dayanmaktaydı. Bu gizli antlaşmalar, savaş henüz devam ederken Osmanlı Devleti'nin topraklarını kendi aralarında paylaşma planlarını içeriyordu. Mondros Ateşkesi, bu planların hayata geçirilmesi için uygun bir zemin ve yasal bir kılıf (özellikle 7. madde) sağlamıştır.
İşgallere zemin hazırlayan başlıca gizli antlaşmalar şunlardır:
- İstanbul (Boğazlar) Antlaşması (Mart 1915): İngiltere ve Fransa, Rusya'nın savaşa devam etmesi karşılığında, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi kıyılarını Rusya'ya bırakmayı kabul etti. Bu, Rusya'nın sıcak denizlere inme hayalini gerçekleştirecek önemli bir adımdı.
- Londra Antlaşması (Nisan 1915): İtalya'nın İtilaf Devletleri safına geçmesi karşılığında yapılan bu antlaşma ile İtalya'ya On İki Ada'nın yanı sıra, Güneybatı Anadolu'dan (Antalya, Konya, Kuşadası çevresi gibi bölgeler) önemli toprak payları vaat edildi.
- Sykes-Picot Antlaşması (Mayıs 1916): İngiltere ve Fransa arasında imzalanan bu antlaşma, Osmanlı Devleti'nin Ortadoğu'daki Arap topraklarını kendi aralarında paylaştırmayı öngörüyordu. Buna göre;
- Fransa, Suriye kıyıları, Lübnan ve Çukurova bölgesini alacaktı.
- İngiltere, Irak'ın güneyi (Basra ve Bağdat), Ürdün ve Hayfa limanını kontrol edecekti.
- Filistin'de ise uluslararası bir yönetim kurulması planlanmıştı.
- St. Jean de Maurienne Antlaşması (Nisan 1917): İtalya'nın Londra Antlaşması'ndaki payını genişletmek amacıyla yapıldı. İngiltere ve Fransa, İtalya'ya İzmir ve çevresi dahil olmak üzere Batı Anadolu'dan da pay verilmesini kabul etti. Ancak bu antlaşma, Rusya'nın Bolşevik İhtilali sonrası savaştan çekilmesi ve ABD'nin Wilson İlkeleri'ni yayımlaması gibi nedenlerle tam olarak onaylanmadığı için uygulanabilirliği tartışmalı hale gelmiştir. Özellikle İzmir'in daha sonra Yunanistan'a verilmesi de bu durumun bir sonucudur.
Bu gizli antlaşmalar, İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'ne karşı gerçek niyetlerini açıkça ortaya koymaktaydı: Osmanlı topraklarını parçalayarak kendi etki alanlarını genişletmek. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte, özellikle "güvenliklerini tehdit eden bir durum karşısında İtilaf Devletleri'nin stratejik noktaları işgal edebileceği" şeklindeki 7. madde, bu gizli antlaşmalarda belirlenen bölgelerin işgal edilmesi için bir bahane ve yasal dayanak olarak kullanılmıştır. Böylece, savaş öncesi yapılan planlar, savaş sonrası fiili işgallere dönüşmüştür.