Denizin dibini görememizin sebebi, ışığın suda ilerledikçe soğurulup (emilip) dağılmasıdır.
Nasıl oluyor?
- Işık suya girdiğinde su molekülleri ışığın bir kısmını emer, bir kısmını da farklı yönlere dağıtır.
- Derine inildikçe geriye kalan ışık giderek azalır. Yaklaşık 200 metreden sonra ışık neredeyse hiç ulaşmaz; buradan sonrası sürekli karanlıktır.
- Işık ulaşamadığı için dipten gözümüze geri yansıyan bir görüntü de olmaz.
Denizin mavi görünmesi de aynı olayın sonucudur. Su, güneş ışığındaki kırmızı ve turuncu renkleri hızla emer; en son emilen ve en çok dağıtılan renk mavi olduğu için deniz bize mavi görünür. Nitekim derine dalan dalgıçlar, kanayan bir yaranın kırmızı değil yeşilimsi-siyah göründüğünü söyler; çünkü o derinlikte kırmızı ışık kalmamıştır.
Görüşü zorlaştıran diğer etkenler:
- Askıdaki maddeler: kum, çamur, plankton ve mikroskobik canlılar ışığı dağıtır. Bu yüzden nehir ağzındaki bulanık deniz, açık denizden çok daha az berraktır.
- Dalgalar: hareketli yüzey ışığı düzensiz kırar, görüntü bozulur.
- Derinlik: su ne kadar derinse dibe ulaşan ışık o kadar azdır.
Bu yüzden sığ ve durgun bir koyda dibi rahatça görebilirken, aynı denizin açık ve derin kesiminde dip görünmez. Derin sulardaki araştırma araçları da bu nedenle kendi güçlü ışıklarını yanlarında taşır.