1.6k gösterim

düzenledi

Bu soru fen bilimleri alanına girmektedir. Doğa olayları ve bilimsel prensipler çerçevesinde değerlendirilmelidir.

2 Cevap

0 oy

önce düzenledi
 
En İyi Cevap

Masallar, hayal gücümüzü geliştiren, bize dersler veren ve bazen de karmaşık konuları daha kolay anlamamızı sağlayan harika öykülerdir. Bilim ve doğa olayları da masallarla anlatıldığında çok daha ilgi çekici ve akılda kalıcı olabilir. Tıpkı bir zamanlar insanların yıldızlara bakıp kendi masallarını uydurduğu gibi, biz de bilimsel gerçekleri eğlenceli hikayelere dönüştürebiliriz.

İşte size doğa olayları ve bilimsel prensipleri anlatan iki kısa masal örneği:

1. Neşeli Damla'nın Sonsuz Yolculuğu (Su Döngüsü)

Bir zamanlar, masmavi okyanusun derinliklerinde yaşayan Neşeli Damla adında minik bir su damlası vardı. Her gün Güneş'in sıcak ışınlarını hisseder, gökyüzüne yükselen diğer su taneciklerinin maceralarını dinlerdi. Bir sabah, Güneş o kadar güçlü parladı ki Neşeli Damla, hafifleyerek buharlaştı ve gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. "Buharlaşıyorum!" diye neşeyle bağırdı. Gökyüzünde, kendisi gibi binlerce damlayla buluştu ve kocaman, bembeyaz bir bulut oluşturdular. Soğuk rüzgarlar Bulut'u dağların üzerinden estirince, Neşeli Damla ve arkadaşları birbirlerine daha sıkı sarıldılar, ağırlaştılar ve nihayet yağmur olarak yeryüzüne geri döndüler. Bir çiçeğin köklerine süzüldü, onu besledi, sonra bir dereye karışıp nehirden tekrar okyanusa kavuştu. Neşeli Damla, bu yolculuğun "Su Döngüsü" olduğunu ve her damlanın dünyamız için ne kadar önemli olduğunu anlamıştı; çünkü su, bu döngü sayesinde sürekli yenilenir ve yaşamın devamını sağlar.

2. Yeşil Yaprak ile Güneş Işığı'nın Dostluğu (Fotosentez)

Ulu bir ağacın dalında yaşayan Yeşil Yaprak, her sabah uyanır uyanmaz karnının aç olduğunu hissederdi. Ama nasıl doyacağını bilemezdi, çünkü diğer canlılar gibi yemek yiyemiyordu. Bir gün, parlak ve sıcak bir Güneş Işığı demeti ona yaklaştı. "" dedi Güneş Işığı, "sana enerji verebilirim. Yeter ki sen de topraktan su ve mineralleri almayı, havadan da görünmez bir gazı (karbondioksit) içine çekmeyi unutma." Yeşil Yaprak, Güneş Işığı'nın enerjisi, topraktan aldığı su ve havadan aldığı karbondioksit ile sihirli bir işe koyuldu. İçindeki küçük fabrikalar çalışmaya başladı ve bu üç malzemeyi kullanarak kendine lezzetli bir besin üretti. Bu besinle büyüdü, güçlendi ve etrafına temiz hava (oksijen) yaydı. Böylece Yeşil Yaprak, "Fotosentez" denilen bu mucizevi süreçle hem kendini doyurdu hem de tüm canlılara nefes oldu. Güneş Işığı ile Yeşil Yaprak'ın dostluğu, dünyanın yaşam kaynağıydı.

Bu masallar, suyun nasıl hareket ettiğini (su döngüsü) ve bitkilerin nasıl besin ürettiğini (fotosentez) eğlenceli bir dille anlatır. Gördüğünüz gibi, bilimsel konuları hikayelerle öğrenmek hem daha kolay hem de daha keyifli olabilir! Siz de çevrenizdeki doğa olaylarına bakarak kendi bilim masallarınızı yaratabilirsiniz.

0 oy

BOSTANINI SULAYAN BAHÇIVAN

Bahçıvanın biri bostanda sebzeleri suluyormuş; oradan bir adam geçmiş, ne zamandır, merak edermiş, sormuş: "Kuzum bahçıvan! yaban otlar neden gürbüz oluyor, çabucak boy atıyor da ötekiler cılız kalıyor, bir türlü büyümüyor?" demiş. Bahçıvan: "Neden olacak?" demiş, "toprak yaban otlara analık ediyor, ötekilere ise üvey ana gibi bakıyor da ondan."
Üvey ana eline düşen çocuklar da öyledir; onlara anası olan çocuklar gibi bakılmaz ki!

BAHÇIVANLA KÖPEK

Bahçıvanın birinin köpeği bostan kuyusuna düşmüş. Adamcağız acımış, kurtarayım diye kalkmış kendi de kuyuya inmiş. Ama hayvan efendisi kendine bir kötülük edecek, boğacak mı sanmış nedir? dönüp ısırıvermiş. Bahçıvan artık orada durur mu? zaten canı acımış, köpeği bırakıp, çıkmış yukarı: "Meğer bu hayvan kendini öldürmek istermiş; benim neme gerekti de kalktım işine karıştım? Isırdı işte beni!" demiş.
Bu masal haksızlık, nankörlük eden insanlar için söylenmiş.

GİTARCI

Acemi, kötü sesli gitarcının biri evinde sabahtan akşama kadar çalıp söylermiş. Evin duvarları alçıdan olduğu için yankılar uyandırır, herif de sesinin güzel, gür olduğunu sanırmış. O kadar inanmış ki: "Ben hele çıkıp bir sahnede marifetimi göstereyim, kim bilir ne kadar alkışlanırım!" demiş. Yapmış dediğini, yapmış ama halk onun o çirkin sesini duyunca taşa tutmuş.
Bazı aytaçlar da vardır, okuldayken kendilerini bir şey sanırlar ama siyaset dünyasına girince bir şey beceremiyecekleri hemen anlaşılır.

ARDIÇ KUŞU

Ardıcın biri bir mersin ormanına girmiş, oradan pek hoşlanmış, başlamış çöplenmeye. Bir türlü ayrılamıyormuş. Oradan bir kuşçu geçmiş, hemen ökselerini kurup kuşu kolayca tutuvermiş. Ardıç kurtuluş olmadığını anlayınca: "Gördün mü başıma gelenleri!" demiş, "yiyip keyfedeceğim diye işte canımı veriyorum!"
Bu masal, zevk uğrunda kendini yitiren insan için söylenmiş.

HIRSIZLARLA HOROZ

Bir eve hırsızlar girmiş, ama horozdan başka bir şey bulamamışlar. Boş dönecek değiller ya! onu alıp çıkmışlar. Evlerine götürüp kesmek istemişler. Horoz bıçağın hazırlandığını görünce: "Kıymayın bana, benden insanlara iyilik gelir, ben herkesi işine gitsin diye vaktinde uyandırırım" demiş. Hırsızlar: "Biz seni öldürmeyelim de kimi öldürelim?" demişler; "tam biz hırsızlığa geldik mi, sen ötüp herkesleri ayağa kaldırıyor, bizim işimize engel oluyorsun!"
İyilerin işine yarayana kötüler garaz olur; bu masal onu gösteriyor.

MİDEYLE AYAKLAR

Mideyle ayaklar bir gün çekişmeye başlamışlar. Biri demiş: "Ben daha güçlüyüm" ötekiler demiş: "Yok, biz daha güçlüyüz." Kavga uzamış. Ayaklar mideye: "Yahu! sen bizden nasıl daha güçlü olursun? görmüyor musun, seni de biz taşıyoruz" demişler. Bunun üzerine mide: "Ama, a afendim," demiş, "bir şeyi unutuyorsunuz: ben sizi beslemesem siz beni değil, kendinizi bile taşıyamazsınız!"
Ordular da öyledir: komutanlar iş bilir insanlar değilse, asker çok olmuş neye yarar?

ALAKARGAYLA TİLKİ

Alakarganın birinin karnı acıkmışmış, gitmiş bir incir ağacına konmuş. Bakmış yemişler daha ham, olsun diye beklemiş. Tilki onun orada öyle yıllandığını görünce merak etmiş, nedenini sormuş. Alakarga anlatmış. Tilki işin aslını öğrenince: "A dostum!" demiş, "böyle bir umuda bağlanmak da olur mu? Umut hülyalar kurmaya yarar, ama karın doyurduğunu hiç duymamışız!"
Bu masal, tamah peşinden koşanlar için söylenmiş.

ALAKARGAYLA KARGALAR

Bir alakarga varmış, öteki alakargaların hepsinden iri olduğu için hepsini de aşağı görüp beğenmemeye başlamış; kara kargaların arasına gitmiş, onlarla oturmak istemiş. Ama kara kargalar da onun ne biçiminden hoşlanmışlar, ne de sesinden, basmışlar dayağı, kovmuşlar. Alakarga ne yapsın? gene alakargaların arasına dönmüş. Bu kez de onlar istememiş. İsterler mi hiç? onların da onuru var: "Sen bir kez bizi hor gördün, artık burada sana yer yok!" demişler. Böylece onu alakargalar da istememiş, kara kargalar da.
İnsanlar için de öyledir. Kendi yurtlarını beğenmeyip de başka illere gidenler yabancıdır diye oralarda beğenilmez, yurttaşlarını aşağı gördükleri için bir daha onlar da aralarına almaz.

İlgili sorular

1 cevap 141 gösterim
1 cevap 56 gösterim
21 Şubat 2012 misafir sordu
1 cevap 31 gösterim
...