Ağaçlara vurarak haberleşme, insanlık tarihi kadar eski ve doğanın kendisi kadar doğal bir iletişim yöntemidir. Bu özel iletişim biçimini "kimin ve ne zaman bulduğunu" kesin bir kişi veya tarihle belirtmek mümkün değildir; çünkü bu, belirli bir mucidin icadı olmaktan ziyade, insanlığın ve hatta bazı hayvan türlerinin çevreleriyle etkileşimleri sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan, evrimsel bir adaptasyondur.
Aslında, ağaçlara vurarak ses çıkarma ve bu sesleri bir mesaj olarak kullanma fikri, ormanlık ve yoğun bitki örtüsüne sahip bölgelerde yaşayan ilk insanların ve ilkel toplulukların, doğanın sunduğu imkanları kullanarak geliştirdiği ortak bir davranış biçimi olmuştur. Sesin ağaçlar aracılığıyla uzak mesafelere taşınabilmesi, özellikle tehlike anlarında, avcılıkta veya topluluk üyelerini bir araya getirme gibi durumlarda hayati önem taşımıştır. Bu yöntem, sözlü dilin henüz tam olarak gelişmediği veya belirli bir mesafeden etkili olamadığı zamanlarda, basit ama etkili bir iletişim aracı sağlamıştır.
Bu tür bir haberleşmenin kökenlerini milattan önceki binlerce yıla, hatta yüz binlerce yıla kadar götürebiliriz. Örneğin, Amazon ormanlarında yaşayan bazı yerli kabileler veya Afrika'daki bazı topluluklar, davul benzeri sesler çıkarmak için ağaç kütüklerini veya içi boş ağaç gövdelerini kullanarak halen haberleşme pratiklerini sürdürmektedirler. Bu durum, yöntemin ne kadar ilkel ama bir o kadar da kalıcı olduğunun bir göstergesidir.
Ayrıca, bu tür bir haberleşme sadece insanlara özgü değildir. Doğada, ağaçkakanlar gibi kuş türlerinin ağaçlara belirli ritimlerle vurarak hem kendi türleriyle iletişim kurduğunu hem de bölgelerini işaretlediğini görürüz. Bu da, ağaçlara vurarak ses çıkarmanın, canlılar arasında doğal bir iletişim mekanizması olduğunu ve insanlığın bu doğal mekanizmayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirdiğini gösterir.
Kısacası, ağaçlara vurarak haberleşmeyi tek bir kişi "icat etmemiştir". Bu, doğayla iç içe yaşayan, hayatta kalmak ve birbirleriyle iletişim kurmak zorunda olan ilk insanların ve toplulukların, çevresel koşullara uyum sağlayarak geliştirdiği, kollektif bir keşif ve adaptasyon sürecidir. Bu yöntem, insan zekasının ve doğayı anlama becerisinin en eski örneklerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.