Mimarlık
Lydia Mimarlık Sanatı için bakınız: Lidya (Lydia) Mimarisi
Heykeltraşlık
M.Ö 7.yüzyılın başlarından 547 yılına kadar devam eden Mermnad sülalesi, Yunanlılar ile siyasal ve dinsel ilişkiler kurdu. Lydia’nın siyasal ve kültürel bakımdan dorukta olduğu bir sırada oluşan heykeltıraş okulları sayesinde Lydia, Arkaik Doğu Yunan sanatının bir merkezi haline geldi. Arkaik çağ Lydia heykel sanatı hakkındaki en iyi bilgiyi mermerden bir tapınak modelinden edinmekteyiz. 1963 yılında Sardes sinagogunun duvarları içinde bulunan bu anıt, yüksek ve alçak kabartmalarla bezenmiştir. Küçük bir İon tapınağı şeklindeki eser, Lydialı mimarların İon düzeninin oluşmasında yaratıcı bir rol oynadıklarını gösterir.
Mevcut yüksekliği 60 cm.’yi bulan bu tapınak modeli, M.Ö. 499 yılında, İonia İhtilali’nin başında yanan, Sardes Kybele tapınağına bir vakıf olarak dikilmişti. Anıtın cephesinde, tanrıça Kybele, 2 ante arasında durmaktadır. Giriş, 3 yivli İon sütunuyla süslüdür. Yüksek kabartma olarak işlenmiş tanrıça, belini saran şeffaf kumaştan bir hiton ile, bunun üzerine yünlü kumaştan bir himatyon giymiştir. Hiton ve himatyonunu sağ eli ile sıkı sıkı kavrayan tanrıça, sol eli ile bugün yalnızca yelesi kalmış bir arslanı göğsünde tutar; boynunda ağır bir kolye taşır. Taş başı ne yazık ki kırıktır. Ayaklarında kalın tabanlı, yumuşak ayakkabılar vardır. Tanrıçanın iki yanında yılanlara yer verilmiştir. Kybele kabartmasının çok yakın benzerlerine Samos eserleri üzerinde rastlanır, ancak arada bazı farklar da vardır. Anıtın arkası ve yanları 18 panoya bölünmüştür. Bu panolarda, alçak kabartma biçiminde, çeşitli mitolojik sahnelere yer verilmiştir. Panolar çok aşınmış ve hasara uğramış olmakla beraber, Arkaik Lydia-İonia sanatının eşsiz birer örneğidirler. Anıtın bir yanında, tanrıçaya tapınmak için öne doğru ilerleyen genç kızlar betimlenmiştir; bir elleriyle eteklerini toparlar durumdadırlar. Diğer panolarda Kybele’nin kutsal arslanları, dans eden genç kızlar, içki kadehleriyle şarap içen ve beraberlerinde cinsleri saptanamayan hayvanlar taşıyan silenler vardır. Kybele’nin yanınde silenler’in bulunması, Lydia şarap tanrısı Baki - Bakhos’e verilen önemin bir belirtisi olabilir.
En ilginç betimler, ne yazık ki çok harap durumdadır. Anıtın arka bölümünde 6 pano vardır. En yukarıdaki 2 panoya bilinmeyen iki olayın betimi işlenmiştir: Bunlardan birinde bir ağacın altında karşılıklı bir aslan ve domuz yüz yüze bakar durumdadır. Kroisos dönemi sikkelerinin önyüz sabnelerini anımsatan bu kabartmadaki arslan, Kybele’nin kutsal hayvanı ve değişmez refakatçisidir; yabandomuzu ise Lydialı genç çoban Attis’i öldüren kötü bir canavardır; bu hayvan aynı zamanda, Kroisos’un en sevdiği oğlunun da ölümün neden olmuştur. Bunedenle sahnenin Kybele ile ilişkili olma olasıdır. Ortadaki panolardan sol taraftakinde, Neme arslanı ile döğüşen Herakles, sağında ise bir arabacı (Peloj 7) betimlenmiştir. En alttaki 2 pano daha çok hasarlıdır, ancak sağ tarafta, Troia kralı Priamos’un ölüm sahnesin canlandırılmış olduğu düşünülebilir.
Tüm kabartmaların dış hatları kazınarak yapılmış, böylece siluetlerin etkisi artırılmış ve Erken Arkaik heykel sanatın karakteristiği olarak da kabartma yüzeyler çok hafif bir biçimde yüksekte bırakılmıştır. Bu üslubun paralelleri Samos ve Miletos heykeltıraşı eserleri ile, Kroisos tarafında Efesos’taki Artemis Tapınağı’na vakfedilmiş, alt bölümleri kabartmalı sütunlarda görülür. Sardes ve Bintepe mezarlarında bulunmuş diğer bazı mermer eserler., heykeltıraşi ekolü hakkında bir fikir vermektedir. Bunlara göre, Samos ve Miletos ekollerine çağdaş bir rakip olarak, M.Ö. 600-550 yılları arasında eserler verdiği, söylenebilir. Sardes heykeltıraşı ekolü, İon sanatının yumuşaklığının ve Doğu Sanatının coşkunluğunun karıştırılıp harman edildiği, kendine özgü niteliği ile tanımlanır. Güç ve incelik Lydia’ya özgü özelliklerdir. Kroisos döneminde bu heykeltıraşi ekolü en deneyimli ve parlak zamanını yaşamıştır.
Lydialılarda Heykel ve Kabartma Sanatı
Lydia gömü kabartmalarında altın, gümüş ve bronz paralarda görülen tasvirler Hellen etkisi gösterirler. Lydia hazinesinde yer alan birçok eser yüksek nitelikli Hellen ürünüdür. Özellikle bir gümüş oinochoe Anadolu sanatının seçkin örneklerinden biridir. Oinochoenin kulpunu oluşturan erkek fıgürünün uzun saçlarının açıkladığı gibi bueser Anadolu İon sanatının karakteristik bir yaratısıdır. Uzun saçın ilk örneğini Efes’te M.Ö. 570-560 tarihlerinde yapılmış olan bir rahibe fildişi figürcüğünde ve daha sonra Sisam’da M.O. 6. yüzyılın son dörtlüğüne ait bir bronz erkek heykelciğinde buluruz. Kanımızca Lydia hazinesindeki bu eser Italya’ya göç etmiş olan bir İonialı sanatçı tarafindan M.O. 6. yüzyılın son dörtlüğünde meydana getirilmiştir.
Herodot’un anlattığına göre (150-52) Lydia Kralı Kroisos Delphi’deki Apollon Tapı nağı’na 5 kilo ağırlığında altından bir aslan heykelciği ve birçok altın ile gümüşten yapıl mış kaplarla ziynet eşyası hediye etmiştir. Ne yazık ki figürlü tasvirler konusunda Hero dot’un öyk Kroisos dönemine girebilecek pek az Lydia eseri gün ışığına çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi şimdi İstanbul Müzesi’nde bulunan fildişinden yapılmış bir heykelcik başıdır; elmacık kemiklerinin altında görülen hilal biçimindeki iki damgadan dolayı bu eser ay tanrıçasının kölesi olarak adlandırılmıştır. Fildişi başın fizyonomik özellikleri değişik bir tip gösterdigine göre bu eserin bir Lydialı sanatçının yapıtı olduğu kanısındayız.
Bir başka önemli eser Sardes’te Bintepe Tümülüsü’nde bulunan ve British Museum’da saklanan mermer kabartmadır. Tümülüs mezar odasındaki bir mobilya eserinin parçası olması gereken bu kabartmadaki otlayan geyiklerle üç atlı binici bize bu eserin M.O. 6. yüzyılın 2. dörtlüğünde Hellen etkisi altında üretilmiş bir Lydia yapıtı olduğu izlenimini vermektedir.
Sardes’te bulunmuş olan terrakotta levhalar ise Larissa, Assos ve Phokaia gibi kentlerde bulunmuş tapınak terrakottaları gibi Hellen sanatının taşralı temsilcileridirler.
Metropolitan Müzesi’nden geri gelen ve şimdi Uşak Müzesi’nde sergilenen altın ve gümüş eserler, Herodot’un öykülediği Delphi’deki hazinenin yapıldığı tarihten sonraki bir döneme, M.Ö. 525-450 sürecine, aittirler.
Uşak Müzesi’ndeki hazinede bir oinochoe büyük bir olasılıkla Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş olan Doğu Hellenli bir ustanın eseridir. İki sfenks heykeli Hellenli ya da Hellen sanat atelyelerinde yetişmiş Lydialı bir sanatçının 6. yüzyıl sonuna ait eseridir. Buna karşın birçok figürlü tasvir Hellen sanatının taşralı örnekleridir. Geri kalan değerli altın ve gümüş eserlerin büyük bölümü Pers kökenlidir.