Osmanlı Devleti'nde Müslüman ve gayri müslim tebeadan olan tüccarlar farklı şartlarda ticaret yapardı. Ahitnameli tüccarın dış ticarette daha imtiyazlı durumda bulunması, gayri müslim Osmanlı tebeasına cazip gelmiş ve bu kişiler tercümanlık beratı alarak çoğalmıştır. Zamanla yaşanan suistimallerin önlenmesi için 1802'de Avrupa ile ticaret yapanlar için özel bir statü kabul edilerek "Avrupa Tüccarı" sınıfı ortaya çıkmıştır.
Avrupa tüccarı sınıfına girenlere iki hizmetkar bulundurma, hukuki bakımdan müste'min tüccar gibi muamele görme gibi haklar tanınmıştır. 1839'da Ticaret Nezaretinin kurulmasından sonra bu tüccarlarla ilgili işlere Nezaret bakmış, 1850'de Ticaret Mahkemesinin kurulmasıyla ticaretle ilgili davalar burada görülmeye başlanmıştır.
Gayri müslim tüccarların büyük imtiyazlarla zengin olması üzerine Müslüman tüccarlar da Babıali'ye dilekçe vererek benzer imtiyazlar istemişlerdir. Bu istek Sultan İkinci Mahmud Han tarafından uygun bulunarak "hayriye tüccarı" adı verilen yeni bir ticari grup ortaya çıkmıştır. Hayriye tüccarları Avrupa'nın yanı sıra Hindistan ve Uzakdoğu ülkeleriyle de ticaret yapabilmiş, yurt dışına çıkarılması yasak malların taşımacılığını, alım ve satımını yapabilmişlerdir.