3.0k gösterim

önce düzenledi

Türkçe'nin **zengin** ve **yaşayan** bir dil olarak nitelendirilmesinin ardındaki temel nedenler bu soruda ele alınacaktır. Dilin sahip olduğu

2 Cevap

0 oy

önce seçti
 
En İyi Cevap

Türkçe'nin zengin ve yaşayan bir dil olmasının arkasında birçok önemli neden yatar. Bu nedenler, dilimizin tarihsel derinliğinden gramer yapısına, kelime türetme gücünden kültürel etkileşimlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. İşte Türkçe'yi zengin ve yaşayan kılan başlıca özellikler:

  • Köklü Tarih ve Geniş Coğrafya: Türkçe, binlerce yıllık bir geçmişe sahip, Orta Asya bozkırlarından Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada şekillenmiş köklü bir dildir. Bu uzun tarih boyunca farklı kültürlerle (Pers, Arap, Bizans, Avrupa) etkileşime girmiş, onlardan kelimeler almış ve kendi yapısına uyarlamıştır. Bu etkileşimler, dilimizin kelime hazinesini muazzam derecede zenginleştirmiştir.
  • Eklemeli (Aglutinatif) Yapı: Türkçe, sondan eklemeli bir dildir. Yani kelimelerin kökleri değişmeden, onlara çeşitli ekler getirilerek yeni kelimeler türetilebilir veya kelimenin anlamı, zamanı, durumu değiştirilebilir. Bu özellik, dilimize inanılmaz bir esneklik ve ifade gücü kazandırır. Örneğin, "gel" kökünden "gelecek", "geldi", "geliyor", "gelmeyecek" gibi yüzlerce farklı anlam türetilebilir. Aynı zamanda "göz" kelimesinden "gözlük", "gözcü", "gözlemek", "gözlemci" gibi birçok yeni kelime üretilebilir. Bu türetme gücü, Türkçe'nin sürekli yenilenmesini ve yaşayan bir dil olmasını sağlar.
  • Kelime Türetme ve Zengin Kelime Hazinesi: Eklemeli yapısı sayesinde Türkçe, kendi iç dinamikleriyle sürekli yeni kelimeler üretebilme yeteneğine sahiptir. Bilim, teknoloji, sanat gibi farklı alanlarda ortaya çıkan yeni kavramlar için kolayca karşılıklar bulunabilir. Ayrıca, tarih boyunca farklı dillerden aldığı kelimeleri de kendi ses ve yapı sistemine uydurarak benimsemiştir. Bu durum, eş anlamlı (yıl/sene, okul/mektep) veya yakın anlamlı kelimelerin çokluğunu beraberinde getirerek ifade zenginliği sunar.
  • Ses Uyumu (Ünlü ve Ünsüz Uyumu): Türkçe, kelimelerin içindeki seslerin belirli bir düzen içinde olmasını sağlayan ünlü ve ünsüz uyumu gibi fonetik özelliklere sahiptir. Bu uyumlar, dilin kulağa hoş gelmesini, akıcı ve ritmik olmasını sağlar. Bu armonik yapı, Türkçe'nin şiirsel gücünü artırır ve onu estetik açıdan da zengin kılar.
  • Zengin Edebiyat ve Kültür Mirası: Türkçe, Orhun Yazıtları'ndan Karacaoğlan'a, Mevlana'dan Yunus Emre'ye, Divan Edebiyatı'ndan Cumhuriyet dönemi edebiyatına kadar uzanan çok köklü ve zengin bir edebiyat geleneğine sahiptir. Bu miras, dilin ifade kapasitesini, inceliklerini ve sanatsal yönünü ortaya koyar. Günümüzde de sürekli olarak edebiyat, bilim, medya ve günlük yaşamın her alanında aktif olarak kullanılması, onun yaşayan ve gelişen bir dil olduğunun en büyük kanıtıdır.

Tüm bu özellikler bir araya geldiğinde, Türkçe'nin sadece bir iletişim aracı olmanın ötesinde, derinliği, esnekliği, ifade gücü ve kültürel zenginliğiyle "yaşayan ve zengin" bir dil olduğunu görmek mümkündür.

0 oy

Türkçe Yaşayan ve Zengin Bir Dildir
Birçok yazımızda, sık sık “Türkçenin çok köklü ve güçlü bir dil olduğunu” vurgulamışızdır. Çünkü bugün yaşayan dillerin birçoğuna baktığımızda, Türkçedeki düzenliliği, türetme gücünü ve geniş söz varlığını göremeyiz. İngilizceyi örnek verecek olursak, çok uzun bir geçmişinin olmadığını, özellikle 18. yüzyıldan sonraki sömürgecilik akımlarıyla birlikte kurulan emperyalist devletlerin çabalarıyla bir yerlere geldiğini görürüz. Benzer biçimde Sırpça, İspanyolca, Danca, Arnavutça… gibi birçok dilin geçmişi, aslında birkaç yüzyılla ifade edilebilecek kadar azdır. Fakat Türkçenin, yapılan araştırmalar neticesinde yaklaşık 8.500 yıllık bir dil olduğu kabul edilmektedir. Osman Nedim Tuna‘nın Sümerce ile Türkçe arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çalışmaları sonucunda, Türkçenin yaşayan diller arasındaki “en eski geçmişe”sahip dil olduğu ortaya koyulmuştur. Buna benzer çalışmalar da göstermiştir ki, Türkçe yaşayan dillerin “en eski geçmişe sahip olan dili” olmasa bile, en köklü birkaç dilinden biridir. Türkçenin tarihi gelişimine bir göz attığımızda, Türkler‘in göçleri ile Türkçenin de dünyanın birçok bölgesine yayıldığını görürüz. Türkçemiz, “En Eski Türkçe” ile başlayıp “Orta Türkçe” ile devam edip “ÇağdaşTürkçe” ile bugünlere geldiği süreç içerisinde, birçok dilden etkilenmiş, birçok dili etkilemiş ve büyük değişikliklere uğramıştır. Türkler’in dünya üzerindeki yayılma alanlarına paralel olarak, Türkçe de birçok alanda konuşulmuş ve zamanla birbirinden kopan Türk boylarının, kendilerine özgü birer “konuşma ve yazma dilleri” ortaya çıkmıştır. Bundan yaklaşık 8 – 10 bin yıl önce, bugün konuşulan bütün Türk Dilleri tek çatıda toplanmıştı ve bugün yaşayan Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Gagauz, Uygur, Tatar, Azeri… Türkçesi, o dönemlerde yoktu. Çünkü henüz Türkler bir arada yaşıyorlardı, bunun için dilleri de farklı yazı ve konuşma dillerini oluşturmamıştı. Biz Tanrı Dağları’ndan ayrıldıktan sonra, her bölgede kalan soydaşlarımız kendilerine özgü yazı dillerini oluşturdular ve bugün yaşayan “Türk Lehçeleri” adı verilen diller (Azerbaycan Türkçesi, Kırgız Türkçesi… gibi) oluştu.

YAŞAYAN TÜRKÇE
Ali Akmanlar

Yol olmasa bari – ‘Milletin dili ruhudur ruhu da dili’ (HUMBOLDT)
Münferit dil yanlışlarından bahsetmek bir fayda sağlar mı? Büyük yazarların eserlerinde bile rastlandığına göre üstünde durmamak daha mı iyidir? İhmalse farkına varılır bilgisizlikse öğrenilir sürçme ise düzeltilir. Belki aceledendir bir defaya mahsus oluvermiştir. Hoca’nın rüyasında bıyığının üzerinden fare geçmesi gibi!
Ama ya yol olursa?
Siz elinizdeki çiklet kağıdını buruşturmuş çöp kutusu bulunmayan caddelerde çöp kutusu gözleyerek yürürken birileri bagaj dolusu çöpü ortalığa boca ediyorsa;
Kimse tepki göstermiyor birileri de çıkıp ‘Bu kirlilik falan değil canım temizlenince bir şeycikler kalmaz’ diyebiliyorlarsa…
Zehirli atığın havayı suyu kirletmenin çöp dökmenin zararı kabul edilmiş belki cezası kanunla tesbit edilmiştir de kültüre dile tarihe zarar vermenin cezası yoktur. Çünkü önemli sayılmamaktadır belki kimse farkında bile değildir.
Trafiği alt üst edene ceza kesilir de dil kurallarını ihmal edene ceza kesmek kimsenin aklına gelmez. İnsanların kafasını karıştırmak binlerce yıllık kültür mirasını alt üst etmek de neymiş?
Dil yanlışı yapmak hele bunun başkaları tarafından düzeltilmesi insanı mahcup eden şeylerdendir. En müthiş espriler çoğu zaman dil hataları ile ilgilidir. Babanzade Ahmet Naim Bey’in soyadını ‘Yabanzade’ olarak söyleyen zata ‘Babandır o’ demesi anlık bir espridir ve dil hatasının affedilir yanı olmadığını ihtar eder.
İnsanoğlu Hakk’ın emrini de ana dili ile idrak eder dualarını Hakk’ın yüce katına onunla iletir. Ana dili ile sevinirüzülür insanlığının şuuruna ana dil ile varır.
Dil insandır kısaca hatta insan daha çok dildir tabii ki ana dilidir. Yabancı bir diyarda meramını anlatacak bir Allah’ın kulunu arayanlar ana dillerini konuşan bir insanla karşılaşınca bunu iliklerine kadar hissederler. Karşılarına çıkan bu insan adeta yine kendileridir.
Hissetmek deyince:
Yeni moda şöyle kullanılıyor;
- Nasıl hissediyorsun?
- İyi hissediyorum. (Neyi yahu! Bu fiil nesne ile kullanılır. Dikkatsiz tercüme edip seslendirmeler sonucu Türkçe böyle bozuluyor. Her dilin yapısı mantığı kendine göredir. Tercüme eden ana diline çok iyi hakim olmalı.)
Köşe yazılarından haber sütunlarına kadar her zaman göz önünde bulunan gazeteler Türkçe’nin kullanılması açısından ister istemez örnek teşkil eder. Bu açıdan kısa sürede hazırlanıp kısa süre içinde geçerliğini kaybediyor gibi görünse de gazetenin etkisinin yirmi dört saatle sınırlı olduğunu düşünmek doğru olmasa gerekir.
Aşağıdaki hatalı cümleleri gazete okurken dikkatimi çekenler arasından seçtim. Bazı örneklerde kelimelerin yerli yerinde kullanılmadığı görülüyor. Halbuki mana bakımından önemli olan cümle unsuru fiile (yükleme) yakın kullanılır. Yani en çok vurgulamak istediğimiz kelimeleri asıl hüküm ve habere en fazla yaklaştırırız.
‘… beni almadan uçak uçacaktı.’ (uçak ile uçacak kelimelerinin yan yana gelmesindeki tenafür bir yana uçak kelimesinin cümlenin başına alınması gerekir.)
‘Başkalarının ölçütünde niye evliliği yaşıyorsun?’ (evliliği cümle başına…)
‘Arkadaşım böyle bir insan asla değil.’ (asla böyle bir insan değil.)
‘Gamze’nin yerinde kimse olmak istemiyor.’ (kimse başta olmalı)
‘… sadece teşhir amaçlı basına sunulan pırlantanın…’ (basına sadece teşhir amacıyla…)
‘…bir sürü dostumla bir arada…’ (dostlarımı sürü olmaktan tenzih ederim.)
‘Dayak yemesine vesile olan…’ (barışa vesile olunur…)
‘Polemik sanatını beceremeyenlerden ya yazar hiç olmaz…’ (hiç yerinde değil.)
‘Onu evlatlıktan ret ederim.’ (bazen imla kılavuzuna da bakılır.)
‘İyi şarkı iyi sunumun nakıs talihi değiştireceği…’
‘Gündemden ‘mefta’ oldular.’
‘Kopan dalın dalında durması ne kadar zorsa…’
‘Neden herkesin midemiz ağırıyor?’ (Neden herkesin (!) midesi ağrır?)
‘Haberlerde şiddetten başkasıyla karşılaşmıyoruz.’ (Şiddetle karşılaşmayı kim ister? Ayrıca şiddet şahıs da değil. Şiddetten başka bir şey göremiyoruz…)
Ne demiş Hocamız:
‘Bir farenin bıyığımın üzerinden geçmesi mühim değil hatun. Yol olur diye korkuyorum!’

İlgili sorular

3 cevap 1.2k gösterim
3 cevap 93 gösterim
18 Haziran 2012 misafir sordu
4 cevap 33 gösterim
1 cevap 8 gösterim
2 cevap 56 gösterim
...