18. yüzyılda Osmanlı Devleti askerî ve ekonomik gücünü yitirip bilim ve tekniksel alanda gerilemiş olmasına rağmen, klasik edebiyat ve musikide gelişme devam etmiştir. Devlet adamları, hükümdarlar ve ulemadan hemen hemen herkes edebiyatla meşgul olmuştur. Sadrazamlar, vezirler ve şeyhülislamlar şiir, musiki ve hattatlıkla ilgilenmiş; olaylara tarih düşürmek için beyitler yazmak ve nazımla mektuplaşmak yaygın hâle gelmiştir.
Bu yüzyıl, Nedim, Şeyh Galib ve Koca Ragıp Paşa gibi önemli isimler yetiştirmiştir. Ancak aynı zamanda klasik Türk edebiyatının durakladığı dönemdir; edebiyat, ülkenin yeni problemlerini çözme yollarını gösterememiş ve 17. yüzyıl edebiyatının etkisinden kurtulamamıştır. Bütün bunlara rağmen bu dönem bir ihtişam ve coşku asrı olarak kabul edilmiştir.
Bu asrı Sadabad şiirleriyle Nedim açmış, mesnevî edebiyatının şaheseri Hüsn-ü Aşk ile Şeyh Galib kapatmıştır. Şeyh Galib, yalnız 18. yüzyılın değil, bütün divan edebiyatının son büyük şairidir.
Bu dönemde divan edebiyatı ile halk edebiyatı arasında yakınlaşma ve dilin sadeleşmesi başlamış, hızlanmıştır. Ayrıca "Sefaretnâme" adı verilen yeni bir edebiyat türü ortaya çıkmış, tarih kitapları ve tezkireler de devrin nesir edebiyatına örnek olmuştur.